Bahçe Bitkileri Üretim Tekniği Ders Notları

Sebzecilikte Üretim Teknikleri Nelerdir?

Üretim tekniği ikiye ayrılır. Bunlar; Generatif Üretim ve Vejetatif Üretim'dir.
  1. Generatif Üretim : Generatif üretim dişi ve erkek eşey hücrelerinin birleşmesi sonucu tohum oluşması ve yeni bir bireyin ortaya çıkmasıdır. Yani generatif üretim "Eşeyli Üreme" dir. Eşeyde polen tozları erkek organdır. Eşeyli üremede polen tozları dişicik tepesine oradan da yumurtalığa gider ve üreme gerçekleşir. Generatif üremede (eşeyli)  kendi içinde ikiye ayrılır. Bunlar;
    1. Tohumla Üretim : Bu üretim tekniğinde üretim aracı tohumdur. Tohum; bitkide meydana gelen vejetatif ve generatif safhaların son ürünüdür. (Vejetatif kısım=yeşil aksam, generatif kısım=çiçek (meyve)' dir.
    2. Sporla Üretim : Saksılı süs bitkilerinde, eğreltilerde ve aşk merdiveni gibi bitkilerde görülür.
  2. Vejetatif Üretim (Eşeysiz Üretim) : Bitki parçalarından yararlanılarak üretim yapılmasıdır.
    1. Çelik İle Üretim
      1. Gövde çeliği
      2. Yaprak çeliği
      3. Göz çeliği
      4. Kök çeliği
      5. Yaprak ve göz çeliği
    2. Aşı İle Üretim
      1. Göz aşısı
      2. Kalem aşısı
      3. Kabuk aşısı
      4. Yan aşısı
      5. Yuva aşısı
      6. Dilcikli aşı
    3. Daldırma ile Üretim
      1. Adi daldırma
      2. Bileşik daldırma
      3. Yılan kavi daldırma
      4. Hendek daldırma
      5. Tepe daldırma
    4. Doğal Daldırmaya Elverişli Bitki Parçacıkları ile Üretim
      1. Kollar ile üretim
      2. Stolon ile üretim
      3. Yavrular ile üretim
      4. Ocak pençe üretim
    5. Soğan, Yumru, Rizomlu Bitkilerle Üretim
      1. Soğan, yumru, rizom ile üretim
      2. Soğan, yumru, rizom ve soğanımsı yumruların bölünmesi ile üretim
      3. Kralen ile üretim
      4. Soğan pulları ile üretim
      5. Koltuk altı yavru soğanlar ile üretim
      6. Soğan tabanının kesilmesi ile üretim
    6. Doku  Kültürü (Doku) ile Üretim
Vejetatif ve Generatif Safhalar Sırasında Meydana Gelen Olaylar Nelerdir?
  1. Tohumun çimlenmesi
  2. Vejetatif büyüme
  3. Çiçek tomurcuğu ayrım periyodu
  4. Çiçek tomurcuğu oluşum ve gelişimi
  5. Tozlanma ve döllenme
  6. Meyve tohumunun gelişimi
  7. Meyvenin olgunlaşmasıdır.
Döllenme sonucunda oluşan tohumdaki kromozomların yarısı anadan yarısı babadan gelir.
♀ n=12         ♂=12        =      2n =24  'dir.
Canlı ana ve babaya benzeyebileceği gibi her ikisine de benzemeyebilir. O zaman yabancı döllenme olur ve bireyde farlılıklar ortaya çıkar. Çiçek açan süs bitkileri tohumla üretime örnek verilebilir.

Tohum Çimlendirme Ortamları

Çimlendirme ortamı tohumun çimlenmesini sağlayacak ve tohuma su temin edecek fiziksel özelliklere sahip olmalıdır. İyi bir havalandırma sağlamalıdır. Çimlendirme ortamı olarak kullanılacak materyalin kabalığı ekilecek tohumun iriliğine bağlıdır. Tohum küçüldükçe üzerine sereceğimiz kapak malzemesi (materyal) daha ince olmalıdır.
Toprak, torf, perlit, spagnum yosunu, yaprak çürüntüsü (kum, gübre, toprak) tan oluşan harç kullanılır. Harcın geçirgen olup olmadığını anlamak için harcı her hangi bir kaba doldurup üzerine su dökeriz. Bir gün bekleriz. Böylece geçirgenlik derecesini anlarız.

Tohumla Üretime Başvurmanın Nedenleri Nelerdir?
  1. Vejetatif üretim için anaç bitki elde edilmek istenildiğinde,
  2. Bir defada çok sayıda bitki elde etmek istenildiğinde,
  3. Yeni çeşit elde etmek istenildiğinde (ıslah çalışmalarında)
  4. Tohumla üretimin uzun zaman almadığında,
  5. Çimlenme yeteneğine sahip nitelikli tohum bulmanın kolay olduğu zamanlar tohumla üretime başvurulur.
İyi Kalitedeki Tohumun Özellikleri Nelerdir?
  1. Çimlenme kapasitesinin yüksek olması,
  2. Çimlendiği zaman anne ve babanın (ebeveyn) özelliklerini taşıması,
  3. Yabancı madde içermemesi (ot tohumu gibi)
  4. Karışık olmamalı, tek tip olmalı (saf) olmalı,
  5. Hastalıksız olmalıdır.
Tohum; toprak, sphagnum yosunu, torf, perlit , yaprak çürüntüsü (kum, gübre, toprak) , vermikülit, turba yosununda çimlenir.

Perlit : Su tutar, içinde oksijen vardır, besin maddesi yoktur.

Yaprak Çürüntüsü : İçinde zararlı ve hastalık etmeni olduğundan çok tercih edilmez.

Torf : Çabuk çimlenmeyi sağlar ve su tutma kapasitesi yüksektir. Tohuma perlit kullanılırken ek besin verilmelidir.
Tohumun istediği gübre, kökü geliştiren fosforlu gübredir.

 John ineç tarafından geliştirilen bahçe toprağı olarak kullanılan karışım tınlı toprak,  turba yosunu. ve kumdan oluşur.

Çimlendirme nemini sürekli koruyan orta tınlı toprak daha çok kullanılır. Hafif kumlu topraklar nemini kolayca kaybederek kururken ağır killi topraklarda ise drenaj kötü ve havalandırma yetersiz olduğundan sert bir yüzey oluşur ve buda çimlenmeyi engeller.

Çimlenmeyi Uyartıcı İşlemler :
  1. Mekanik Aşındırma : Aşındırma, tohum kabuklarının su ve gazlara karşı geçirgen bir hale gelmesi için yapılan bir uygulamadır. Bu işlem kesme, üzerini çizme ve mekanik olarak durumunu değiştirme işlemlerinin hapsini içine alır. Tohumların zımparalanması, eğelenmesi sert tohum kabuklarının çekiçle kırılması az miktarda büyük tohumlar için yararlı olan basit yöntemlerdir. Büyük ölçekli işlemler için özel mekanik aşındırma aletleri kullanılır. Aşındırma işlemi tohumların zarar görebileceği bir dereceye kadar sürmemelidir. Uygun zamanı tespit etmek için bir kısım tohum çimlenme testine tabi tutulur. Tohumların mekanik aşındırma işleminden sonra hala kuru halde oldukları için istenirse muhafaza edilebilir veya hemen ekilebilir. Bu tohumlar patojen organizmaların zarar görmesi bakımından daha hassas oldukları için iyi korunmaları oldukça güçtür.
  2. Tohumların Suda Islatılması : Tohumların suda ıslatılmasının amacı;
    1. Tohum kabuklarının yapısını değiştirmek,
    2. Çimlenmeyi engelleyici maddeleri yıkamak,
    3. Tohum kabuklarını yumuşatmak
    4. Çimlenme süresini kısaltmaktır. Su geçirmez yapıdaki tohum kabukları tohum hacminin 4-5 katı sıcak su (77-100)°C içine daldırılır. Daha sonra hemen soğuk suya tutularak ıslatma işlemi yapılır. Bu işlemden sonra tohumlar hemen ekilmelidir. Tohumların suda ıslatılması, tohum kabukları yüzünden meydana gelen dinlenmeyi ortadan kaldırır ve çimlenmeyi teşvik eder (çimlenme süresini kısaltır).
  3. Asitle Aşındırma : Sülfürik asit kullanılır. Normal sülfürik asit kullanılmaz. Suda seyreltilmiş hali kullanılır. Kuru tohumlar cam veya toprak kaplara konulurlar, bunların üzeri tohum miktarının iki katı gelecek şekilde sülfürik asitle kapatılır. Tohum ve asit belli aralıklarla yavaş yavaş karıştırılır. Aksi halde tohum zara görebilir ve ya  patlama meydana gelebilir. Uygulamadan sonra tohumlar suyun atına tutulur. Tohumlar hemen ekilebileceği gibi daha sonra ekilmek üzere saklanabilir. Sıcaklık 15-27°C'dir. Aşındırma süresi tohumun cinsine, sıcaklığı ve asit konsantrasyonuna göre değişiklik gösterir.
  4. Soğukta Katlama : Bazı tohumların çimlenebilmesi için soğukta katlatılması gerekir. Tohumlar katlamaya konulmadan önce (12-24) saat suda ıslatılır ve katlamaya tabi tutulur. Nemli tohumlar nemli bir katlama materyali içinde (perlit, vermikülit, kum) ile karıştırılır. Burada kullanılacak en iyi materyal peat yosunu ve kumdur. Katlama ortamı nemli fakat fazla ıslak olmamalıdır. Mantarı hastalıklardan korunmak için özellikle kum, perlit gibi materyallerin tercih edilmesi gerekir. Tohum hacminin (1-3) katı materyalle karıştırılır. Katlama işlemi için tahta kutular, teneke veya cam kaplar uygundur. Tohumlar katlamadan sonra kurumadan hemen ekilmelidir. Katlama süresi farklılık gösterir. Örneğim ladin 4°C' de 4 ay katlanır.
İki Yada Daha Fazla Çimlenme Önü İşlemin Birleştirilmesi

Bir kaç işlemin birleştirilmesinin amacı; Dinlenme halindeki tohumun çimlenme olgunluğuna gelmesi için gerekli çevre koşullarını sağlamak ve özel çimlenme isteklini yerine getirmektir. Diğer bir ifade ile; Sert tohum kabuklarının ve dinlenme halindeki embriyonun meydana getirdiği engeli ortadan kaldırarak embriyonun çimlenmesini teşvik etmektir.
Mekanik aşındırma, asitle aşındırma veya sıcak suya daldırma işlemlerinden sonra soğukta katlama hem sert kabuk hem su geçirmez tohum kabukları hem de dinlenme halindeki embriyolara sahip tohumlar için etkilidir.
Bunlardan daha etkili bir uygulama ise soğuk katlamadan önce bir iki hafta sıcak katlama uygulanmasıdır.
Tohum kabukları için yapılan işlemlerin katlamadan önce yapılması gerekir. Böylece suyun embriyo tarafından emilmesi mümkündür.
Bir kaç aylık bir sıcak katlama sonrası çoğu kez bir kaç ay süren bir soğuk katlama bir çok bitki tohumu için uygundur. Örneğin japon porsuğu tohumları peat içinde 20°C de 3 ay, daha sonra da 4°C de 4 ay katlanır.

Çimlenmeyi Etkileyen Çevre Koşulları Nelerdir?
  1. Işık : Tohumların ışık altında bırakılmaları bunların cinsine ve içinde bulundukları özel koşullara bağlı olarak çimlenmeyi teşvik etmekte yada engellemektedir. Tohumların ışık ihtiyacı hasattan sonra en yüksek seviyede olup, sonradan tohumun kuru halde saklanması ile ortadan kaybolma eğilimi gösterir. Işığa ihtiyaç gösteren tohumlar nasıl ekilmelidir? Işığa ihtiyaç gösteren tohumlar yüzlek ekilmelidir. Çünkü derin ekimlerde tohum ışık yokluğundan çimlenmeyebilir. Işık, tohumlar suyu emip şiştikten sonra etkilidir.
  2. Su : Suyun alınmasını etkileyen en önemli unsurlar tohum kabuğunun yapısı ve tohum çevresinde bulunan alınabilir suyun miktarıdır. Suyun alınma hızı sıcaklık tarafından etkilenmektedir. Yüksek sıcaklık suyun alımını hızlandırır. Aşırı olmamak kaydıyla sulama sürekli yapılmalıdır. Aşırı sulamalar çökerten hastalığına neden olur. Sulamalar genellikle sabahları yapılmalıdır. Drenaj sistemi iyi olmalıdır. Kötü drenaj ve aşırı sulama ortamdaki havayı azaltır ve çürümelere neden olur. Çimlenmekte olan tohuma verilen su çimlenme hızına (ve gücüne) etki eder. Çimlenme sıcaklık ve nem yönünden dalgalanma gösteren üst yüzeyde olur.
  3. Sıcaklık : Çimlenmeden sonra fidelerin büyümesinde etkilidir. Tohumların yaşaması için toprak sıcaklıklarının üst sınırı (30-40)°C' dir. Sıcak havalarda toprak yüzeyine direkt gelen güneş ışınları, sıcaklığı bitki dokularına zararlı olacak seviyeye çıkarabilir. Bu durumda toprak nemi hızla kaybolur. Bu yüzden bir çok bitkide gölgeleme şarttır. Bu sıcaklığın zararı çökerten hastalığına benzer.
  4. Oksijen : Tohumlar canlılığını koruduğu sürece solunum devam eder. Bu nedenle oksijen şarttır. Çimlenmemiş tohumlarda sulunum hızı düşük olduğundan oksijen kullanımı düşüktür. Fakat çimlenme sırasında solunum hızı artar ve oksijen oldukça fazla kullanılır. Oksijenin azlığı çimlenmeyi geciktirebilir. Aşırı sulamalar ortamdaki boşlukları havadan çok su ile doldurduğu için oksijen miktarını azaltır.
Tohum Ekiminden Şaşırtılmaya Kadar Geçen İşlemler Nelerdir?

Tohum Ekilirken Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir?
  1. Kaliteli tohum seçilir,
  2. İyi bir tohum yatağı hazırlanır.
  3. Tohum yatağı hazırlanırken kum, perlit, vermikulit, spagnum yosunu, torf, toprak ve ahır gübresi karışımı yada bunlardan bir kaçının karışımı kullanılarak hazırlanır.
  4. Tohumlar büyüklüklerinin üç-dört katı derine düşecek şekilde tohum yatağına yerleştirilir yada tohum yatağına tohumlar ekilir. Üzeri kapakla (harç) kapatılır ve üzeri hafifçe bastırılır.
  5. Çok ince ve hafif tohumlar örtülmez ancak üzeri düz bir cam veya tahta parçası ile hafifçe bastırılır.
  6. Tohum ekimi için tahta kasalar, saksılar, viyoller ve ekim tavaları kullanılır.
  7. Tohum ekiminden sonra sulama püskürtme pompaları ile yapılır. Çok su tohumun çürümesine, az su ise tohumun çimlenmemesine neden olur.
  8. Sulamadan sonra tohumların üzeri bir cam veya plastik örtü ile örtülür. (Çok su isteği olmasın diye)
  9. Çimlenmeden sonra bu örtü kaldırılır, yeterli ışık ve su ile köklenme sağlanır.
  10. Genç fidelere kurumanın önlenmesi için sık sık su püskürtülür.
  11. Bir süre sonra köklenen fideler saksılara şaşırtılır.
Tohumla Çoğaltma : Patates, enginar, nane, sarımsak gibi sebze türleri dışındaki tüm sebzelerin üretimi tohumla olmaktadır.

Çok Yıllık Bahçe Bitkilerinin Generatif Yolla Üretilmemesinin Sebepleri :
  1. Üretimde kullanılan çeşitler Heterozigot kalıtsal yapıları nedeni ile tohumla çoğaltıldıklarında genetik yapı olarak açılım gösterirler. Anaç bitkiye benzer bitki meydana gelmez.
  2. Bazı meyve tür ve çeşitlerinde çekirdeksizlik söz konusu olur. Tohum oluşturmazlar. Örneğin muz, bazı portakal ve mandalina çeşitleri ve çekirdeksiz üzüm.
  3. Bazı meyve türlerinde tohumlar oluşur. Ancak çimlenme gücü ya çok düşüktür, yada hiç çimlenme yoktur. Bu nedenle ticari anlamda üretim yapılamaz.
Tohumun Yapısı

Bir çiçekte döllenmenin meydana gelmesi ile çiçeğe ait organlardan aşağıdaki meyve ve tohum kısımları oluşur.
  1. Yumurtalık gelişerek meyveyi oluşturur.
  2. Yumurta tohumu meydana getirir.
  3. İntegümentler tohum kabuğunu meydana getirir.
  4. Çekirdek perisderm'i oluşturur.
Perisderm : Tohum kabuğunun altında kalan ince bir zardır.

Yumurtalık → Meyveyi
Yumurta → Tohumu
İntegüment → Tohum kabuğunu
Çekirdek → Perisderm'i oluşturur.

Normal gelişmiş ve olgunlaşmış bir tohum 3 kısımdan oluşur. Bunlar; Embriyo, Endosperm, Tohum Kabuğudur.
  1. Embriyo :
    1. Kökçük → Radikula → Kök
    2. Boyuncuk → Hipokotil →  Gövde
    3. Çenek Yaprak → Kotiledon → İlk Çıkan Yapraklar
      1. Tek Çenekliler 1 kotiledon (prasa, soğan, muz, kuşkonmaz, tatlı mısır)
      2. Çift Çenekliler 2 kotiledon (domates, biber, patlıcan ,kabak, kavun, karpuz)
  2. Endosperm : Endosperm besin depolar, tohum çimlenip kotilodon yapraklar çıkana kadar embriyoyu besler. Bazı durumlarda ise endosperm embriyoyu besleyemez ve embriyo gelişiminin başında dumura uğrar. Bu duruma Somatoplastik denir.
  3. Tohum Kabuğu : Embriyoyu dış koşullardan korur. Tohumda aranılan özellikler ise; kaliteli bir tohum olması, taze, dolgun, ağır, parlak renkli, küfsüz, zedelenmemiş ve böcekler tarafından yenmemiş olmasıdır. Tohumda aranılan özellikler ikiye ayrılır.
    1. Tohumun İçsel Özellikleri : Gözle göremediğimiz özellikleridir. Tohumun canlılığı ve tohum gücü, tohum çıkış testleri ile anlaşılır. Çıkış testleri laboratuvar ortamında yapılır. Çimlendirme ortamı olarak pedigri kapları içine konan nem çekici kağıtlar veya pamuk kullanılır. Belli bir zaman diliminde toprak veya pamuk yüzeyine çıkan bitki sayısı % olarak çıkış oranını belirtir. Genetik safiyeti, anne ve baba ne kadar iyi seçilirse genetik safiyeti o kadar fazla olur.
    2. Dışsal özellikler : Gözle görülebilen özelliklerdir. Tohumun rengi, şekli, iriliği, parlaklığı, kokusu, temizliği ve saflığı (%95-98), yabancı madde miktarı (%2-5) olması istenir.
Sebze Tohumlarının Üretici Tarafından Üretilmesinin Sakıncaları Nelerdir?
  1. Sebze tohumlarının büyük bir çoğunluğu yabancı tozlanır. İzolasyon mesafesinin verilmemesinden dolayı iyi bir tohumluk elde edemeyiz.
  2. Bazı hastalık ve zararlılar tohumlarla taşınır.
  3. Üreticinin bazı bitkileri tohumluk olarak ayırması tarlada alan ve ürün kaybına neden olur. Tohum üretiminin kamu veya özel kuruluşlarca yapılması en uygunudur.
Tohumun Aşamaları : Tohum önce özel veya kamu kuruluşlarınca ıslah edilir. Daha sonra çeşit değerlendirmesine tabi tutulur ve sonra anaç eldesine gidilir, sertifika alınır. Anaç tohumdan sonra hasat edilir, temizlenir, sınıflandırılır, ilaçlamadan sonra paketlenir, depolanır ve pazarlama ve dağıtımı yapılarak üreticiye ulaştırılır. yani sırasıyla ticari sebze tohumunun üretim aşamaları;

Kamu Kuruluşları ve Özel Kuruluşlar tarafından kalite kontrol aşamaları gerçekleştirilir.

                                               Islah Edilir
                                                      ↓
                    Çeşit değerlendirmesi ve çeşit olarak kabul etme
                                                      ↓
                     Anaç tohum üretimi (Sertifikalı tohum üretimi)
                                                      ↓
      Hasat, temizleme, sınıflandırma, ilaçlama, paketleme, depolama
                                                      ↓
                                        Pazarlama, dağıtım
                                                      ↓
                                                  Üretici
  1. Islah edilir.
  2. Çeşit değerlendirmesine tabi tutulur.
  3. Çeşit olarak kabul edilir.
  4. Anaç tohum üretilir.
  5. Sertifika alınır.
  6. Hasat
  7. Temizlenir
  8. Sınıflandırılır
  9. İlaçlanır
  10. Paketlenir
  11. Depolanır
  12. Pazarlanır
  13. Dağıtılır
  14. Üreticinin eline geçer.
Islah edilen tohumun eldesi kolay değildir.


Kendine Döllenen Bitkilerde Tohumluk Üretimi :
Elit tohumdan çiftçiye dağıtılana kadar ki aşamalar;

ELİT
 ↓
Orijinal -1
 ↓
Orijinal - 2                Araştırma kuruluşları tarafından yapılır.
 ↓
Orijinal -3
 ↓
ANAÇ                       Kamu kuruluşları
    ↓
Sertifika - 1
  ↓
Sertifika - 2
 ↓
Sertifika -3                          Kamu kuruluşları ve yetiştirme belgesi olan özel kuruluşlar.
 ↓
Sertifika - 4
 ↓
Kontrollü çiftçiye dağıtım
 ↓
Çiftçiye dağıtım.


Tohumlar Nasıl Depolanmalıdır?

Tohumlar 3 şekilde depolanır.
  1. Tohumun hasadından gelecek ekim dönemine kadar, (6-8) ay süre ile depolanması (sebze tohumları ve çöpür anaç üretiminde kullanılacak meyve türlerinin tohumları.
  2. Tohumların orta süreli depolanması (12 ila 14) aydır.
  3. Tohumların uzun süreli depolanması. Tohumlar 5 ila 20 yıl süreyle depolanır. (Gen stoklarıdır, ıslahçı tohumları tohum test laboratuvarlarında yasal olarak ayrılmış tohumlardır).
Tohumların Hasattan Sonraki Muhafaza Ömürleri Ne Kadardır?

Ortodoks Tohumlar : Depo ömrü uzun olan tohumlardır. (1 ila 5 yıldır)
Rekalsitrant Tohumlar : Depo ömrü kısa olan tohumlardır. Tohum kuruduğu zaman zarar görürler. Kahve ve kakao tohumları.

Tohum Ömrünün Uzun veya Kısalığını Belirleyen Etmenler Nelerdir?
  1. Sıcaklık
  2. Nem
  3. Elverişsiz iklim koşulları
  4. Bitki beslenmesi
  5. Hastalık ve zararlılar
Nem : Sebze tohumlarının depoya konulmadan önce küçük tohumlarda nem oranı 3-6, büyük tohumlarda ise (8-11) olması gerekir. Buğdayda bu oran %13'tür.
Tohumdaki nemin %5'den 14'e yükselmesi tohumun bünyesindeki nemin her % 1 oranında artışı tohumun depo ömrünü yarıya indirir.
Nimin %15'in üzerine çıkması tohumda çimlenmeyi meydana getirir.
Deponun nemi %50-60 olmalıdır. Depodaki nem artarsa kızışma olur. Hastalık ve zararlılar faaliyetlerini arttırır. Sonuçta tohum çimlenerek canlılığını kaybeder.

Sıcaklık : En uygun depolama sıcaklığı 0 ila 5°C arasındadır. Kısa süreli depolamalarda depo sıcaklığı 10 °C de tutulabilir. Yani tohum buz dolabının alt gözünde muhafaza edilebilir.

Toprağa Ekilen Tohumun Çimlenmesi için Gereken Önemli Koşullar Nelerdir?
  1. Tohumun canlı olması gerekir.
  2. Tohumun istediği (su, sıcaklık, ışık, nem) iklim şartları uygun olmalı sıcaklık, su, oksijen ve bazıları için ışık (çevre şartları) uygun olmalı
  3. Çevre şartları uygun olduğu halde çimlenme meydana gelmiyorsa, tohum için çimlenmeyi önleyici faktörleri ortadan kaldırmak gerekir.
Can suyunun haricinde çok su verilirse bitki oksijen bulamaz ve tohumdaki nişastalı bileşiklerin tohumdan dışarı çıkmasına neden olur. Buda mikro organizmaları ve zararlıları çekerek tohumun çürümesine yol açar.
Yüksek sıcaklıklar (25°C)' nin üzeri tohumun çimlenmesini engeller ve tohumun dinlenmeye girmesine neden olur.

Termo Dormansi : Yüksek sıcaklıktan dolayı tohumun dinlenmeye girmesidir.

Toprağa ekilen tohum toprak koşulları uygun olsa bile çimlenmeyebilir. Bunun nedenleri;
  1. Tohumun dinlenme (dormansi) halinde olması,
  2. Tohumun bayat olmas,
  3. Tohum ekiminin hatalı olmasıdır.
Çeşit :  Tohumluk kontrol ve sertifikasyonu yönünden yetkili kurumlarca tescil edilmiş ürün soylarına çeşit denir.
Soy : Değişik metotlarla elde edilmiş fakat tescil edilmemiş ürün adlarına soy denir.
Köy Çeşidi : Uzun yıllar o yörede yetişmiş, ıslahçısı belli olmayan popülasyonlara köy çeşidi denir.
Yabancı Çeşit : Ülkemiz dışındaki benzer ekolojilerden elde edilmiş çeşitlerdir. En az 3 yıl adaptasyon testine tabi tutulur. Bu adaptasyon denemeleri sonucunda iyi sonuçlar veriyorsa tescil edilir, vermiyorsa o tohum kullanılmaz.

Tohum Ekimi

Ekim Yeri : İç mekan süs bitkilerinin tohumları seralarda hazırlanmış yastıklara, kasalara, saksılara veya polietilen torbalara ekilebilir.
Dış mekan süs bitkilerinin tohumları ise dışarıda soğuk yastıklara veya direkt araziye ekilebilir.
Ekim Zamanı : Serin mevsim bitkileri erken ilkbahar da henüz sıcaklık derecesi düşük iken ekilirler. Bunun aksine çimlenme için yüksek sıcaklık isteyen tohumlar toprak ısınmadan önce ekilmemelidir.
Ekim Yöntemi : Çok küçük tohumlar toprağın yüzeyine serpilerek, orta irilikteki tohumlar ekimden önce ince kum, kül gibi materyallere karıştırılmalıdır. Tohumlar sık ekilmemelidir. Çok seyrek te ekilmemelidir. Çünkü çimlenme (toprak yüzeyine çıkmaları) geciktirir. Tohum toprakla iyice temas ettirilmelidir. Ekilen tohumların üzeri kendi çaplarının 2-4 katı kalınlıkta ince elenmiş bir harç tabakası ile kaplanmalıdır. Aksi takdirde tohumlarda havasızlıktan çürümeler olur. Çok ince tohumların üzerinin örtülmesine gerek yoktur. Hafifçe toprağa bastırılmaları yeterlidir. Tohumların üzeri kaplandıktan sonra süzgeçli kova ile kaplanmalıdır. Çimlenmenin başlangıç evresinde su kaybını azaltmak için üzeri cam veya plastik örtü ile kapatılmalıdır. Yastık veya kasalarda çimlenme başlayınca tüm örtüler kaldırılarak fidelerin ışık alması sağlanır.

Fidelerin Şaşırtılması

Bitkinin cinsine bağlı olarak fidanlar tohum tavalarında veya yastıklarında 1-3 yıl kalabilirler. Şaşırtma işlemi ilk 2-4 yaprak ortaya çıkar çıkmaz ve fideler elle tutulabilecek büyüklüğe gelince yapılır.
Köklerin zarar görmemesi için yastık veya kasalardaki fideler bir gün önce bol su ile sulanmalıdır. Fideler çimlendirme ortamından çıkarılırken kotiledon yapraklarından tutularak çıkartılır ve kasalara yada saksılara dikim çubuğu ile açılan çukurlara dikilir. Dikim sonrası fidelerin etrafındaki toprak kuvvetlice bastırılır. Can suyu verilir. Fideler bir kaç gün gölge ve serin bir yerde tutulmalı ve sunmasına özen gösterilmelidir.

Sporla Üretim

Sporla üretim eğreltilerde görülür.
  • Adiantum = Kadın saçı eğreltisi
  • Nephrolepis = Aşk merdiveni
  • Platycerium = Geyik boynuzu
Sporlar tek hücrelidir, nemli ortamlarda yaşarlar, çizgi veya noktalar halindedirler, yaprakların alt yüzeyinde yer alırlar.
Sporangium adı verilen keseler içinde yer alırlar. Bu sporlar olgunlaşınca keseler çatlar ve dağılırlar. Dağılan bu sporlar uygun ortam bulunca çimlenerek gelişir ve yeni eğreltiler oluşturur.

Spor ile Üretimde Çoğalma Süreci
  • Sporların elde edilmesi
  • Sporların çimlenmesinde kullanılacak ortamların hazırlanması
  • Sporların ekilmesi
  • Çimlenme
  • Sporofitik faz
  • Şaşırtma ve dikim yapılır.
Parmak ucunun spor keselerine sürülmesi ile eğer parmak ucu tozlu görülüyorsa sporlar olgunlaşmıştır. Sporlar iki yöntemle elde edilir.
Birinci yöntem olgunlaşan sporlar ana bitkiden ayrılarak hazırladığımız torf un üzerine yatırılır. İkinci yöntem ise ekimden bir kaç gün önce olgunlaşan sporları taşıyan yapraklar toplanır. Bu yapraklar temiz kağıt torbalar içerisinde 20°C sıcaklık ve %55 nispi nemde muhafaza edilirler. Bu sırada spor keseleri çatlar ve olgunlaşan sporlar kağıt torbaya dökülür ve hemen ekilir. Ekimi yapılmayanlar ise 4°C sıcaklıkta muhafaza edilir.

Sporların Çimlenmesinde Kullanılan Materyaller Nelerdir?
  • Turba yosunu
  • Sphagnum yosunu
  • Yaprak çürüntüsü
  • Ahır gübresi
  • Kum
Sporların Çimlenmesinde En Fazla Kullanılan Karışımlar Nelerdir?
  1. 1/2 Turba yosunu + 1/2 ince kum,
  2. 1/3 Tınlı toprak +1/3 yaprak çürüntüsü veya turba yosunu + 1/3 kaba kum,
  3. 1/3 Tınlı toprak  + 1/3 turba yosunu veya yaprak çürüntüsü + 1/6 kaba kum +1/6 yanmış ahır gübresi,
  4. Turba yosunu,
  5. Sphagnum yosunu örnek olarak verilebilir.
Sporların ekilmesi için hazırlanan harç 0,6 cm'lik elekle elenir ve sterilize edilir.

Sporların Ekim Yöntemi
  • Sporlar harcın üzerine homojen olarak ince bir tabaka halinde serilir.
  • Olgun sporları taşıyan sporotifler 1 cm'lik parçalara ayrılarak direkt harç üzerine yatırılır. Burada sporların nemli harç ile temas etmesi sağlanır.
  • Sporların çimlenmesi için en uygun sıcaklık (21-24) °C'dir.
  • Ekim yapılan kapların üzeri camla kapatılır. Aydınlık fakat direkt güneş ışığı almayacak bir yerde muhafaza edilir.
  • Spor üretiminde çimlendirme ortamı sürekli nemli tutulmalıdır. Sulamada kireçsiz su kullanılmalı ve su oda sıcaklığında olmalıdır.
  • Bitkiler satılabilecek durumu gelinceye kadar 3-4 defa şaşırtılır. Örneğin Adiantum (kadın saçı eğreltisi) larda birinci şaşırtmada yaklaşık 2000 sürgün/m², ikinci şaşırtmada 400-450 sürgün/m².
  • Çimlenmeden satışa kadar geçen süre türe göre değişir. Genel olarak bitki satışına kadar geçen süre 9-18 aydır.
Çelik İle Üretim

Köklü yeni bir bitki elde etmek amacıyla bitkilerin gövde, dal, kök ve yapraklarından kesilerek hazırlanan parçalara çelik adı verilir. Çelik ana bitkinin aynı özelliklerini taşır. (mutasyon dışında) Çeliğin alındığı bitki kısımlarına göre sınıflandırılması;
  1. Gövde Çelikleri (odun çelikleri, yarı odun (olgun) çelikler, yumuşak odun (tepe) çelikleri, otsu çeliklerdir.)
  2. Yaprak çelikleri
  3. Göz çelikleri
  4. Yaprak göz çelikleri
  5. Kök çelikleridir.

  1.  Gövde Çelikleri
    1. Odun Çelikleri : Ucuz ve kolay bir yöntemdir. Kolaylıkla hazırlanır ve uzun süre bozulmazlar. Bu çelikler kış dinlenme periyodu içinde yaşlı dallardan alınırlar. Genel olarak 10-30 cm. uzunlukta ve en az iki göz bulundurmaları gerekir. Dip kesimler hemen boğum altından yapılır, tepe kesimleri ise boğumun 1,5-2,5 cm üzerinden yapılır. Hazırlanma şekillerine göre:
      1. Adi Çelikler : Üzerinde her hangi bir yaşlı odun parçası bulundurmazlar.
      2. Ökçeli Çelikler : Üzerinde küçük bir kısım yaşlı odun parçası bulundurur.
      3. Dipçikli Çelikler : Yaşlı gövdenin kısa bir parçasını üzerinde bulundurur.
Odun çelikleri sağlıklı, kuvvetli ve güneşte büyüyen bitkilerden alınırlar. Çelikler alındıktan sonra dip kısımdaki yapraklar koparılır. Çelikler köklendirme yastıklarına eğimli bir şekilde ve boylarını yaklaşık 3/2'sini harç içerisine gömülmek şeklinde dikilir ve çeliklerin dibi harçla temas etmesi için hafifçe bastırılır. Dikimden sonra sulama yapılır ve kurumayı önlemek için üzeri cam veya polietilen örtü ile kapatılır. Köklenme süresi (10-21)°C sıcaklı ve alttan ısıtma sağlanırsa 5-6 haftadır. Lonicera (hanımeli), Rosa Muttiflora (gül) Wisteria Sinensis (mor salkım), Mazı, Ardıç, Porsuk, Çam gibi süs bitkileri ve İncir, Zeytin, Ayva, Dut gibi bitkiler böyle çelikle köklendirilirler.

Aşı ile Üretim

Aşı ile üretim iki ayrı bitki kısmının birbirleri ile sürekli birleştirilmesidir. Aşı yapılan ve kökü oluşturan bitkiye (alttaki bitkiye) anaç bitki denir. Aşı yerinin üstünde kalan ve bitkinin Taç'ını (gövde ve dallarını) oluşturan kısmına ise kalem veya çeşit adı verilir.

Aşı ile üretim; aşı üretilmesi gereken ana bitki ile aynı kalıtsal yapıda bir örnek yeni bitkiler elde etmek amacı ile uygulanan en iyi üretim yöntemlerindendir. Ayrıca diğer vejetatif üretim yöntemleri ile çoğaltılmayan çeşitleri çoğaltmak, istenmeyen değersiz çeşitleri arzu edilen çeşitlere dönüştürmek  ve yaralı anaçları onarmak, ayrıca çeşitli anaçların kendine özgü fizyolojik ve ekonomik özelliklerinden yararlanma imkanı sağlar.

Aşı ile üretim iç mekan süs bitkilerinden çok, süs ağaç ve çalılarının çoğaltılmasında yaygın olarak uygulanan bir yöntemdir.
Nematodlara ve mantarı hastalıklara karşı dayanıklılığı arttırmak için aşı ile üretim yapılır.
  1. Göz Aşısı : Kalem aşılarından daha kolay uygulanır. Bu nedenle basit ve ekonomiktir. Genellikle kabuğun odundan ayrılabildiği vejetasyon döneminde yapılır. (ilkbahardan sonbahara kadar yapılır) Dönemlere göre göz aşıları; Durgun göz aşısı (Sonbahar göz aşısı (Ağustosta)), Erken sürgün göz aşısı (ilkbahar göz aşısı (Mart ve Nisanda)), Geç sürgün göz aşısı (yaz göz aşısı (Haziranda)) uygulanır. Göz aşıları gözlerin alınış biçimlerine ve anaca yerleştirme biçimlerine göre özel adlar alırlar Bunlar; (T) Göz aşısı, Ters (T) göz aşısı, (I) Göz aşısı, Yama göz aşısı, Flüt (bilezik) göz aşısı, Düdük göz aşısı, Levha (plaka) göz aşısı, Yonga göz aşısı, Çifte yonga göz aşısıdır. Göz aşısının yapılışı:
    1. (T) Göz Aşısı : (Rosa Spp. (Gül))
      1. Göz aşısı yapılacak bitkinin (anaç) kabuğu kalkar durumda olması gerekir.
      2. Anaç bitki üzerinde bir (T) açılır,
      3. (T)'nin ayakları kaldırılır,
      4. Gözü keskin bir bıçakla bir defada kesip çıkarırız,
      5. Aldığımız gözü anaç bitki üzerinde açtığımız (T)'nin içine yerleştiririz.
      6. Sonra kabuğu kapatıp, hava almasın ve göz ile kabuk birbirine kaynaşsın diye üzerini rafya, pamuk ipliği, bez vs. bir madde ile sararız.
      7. Aşımızın tutup tutmadığı 15-20 günde belli olur.
      8. Kestiğimiz (T) 1,5 cm olmalıdır, göz alırken de 1,5 cm olmalıdır.
      9. Kalem üzerinde ne kadar göz varsa hepsini kullanabiliriz.
      10. Eğer şişlik, kabarıklık, kabuk rengi parlak ve yaprak sapı dokunulunca düşüyorsa aşı tutmuştur.
      11. Göz buruşmuş, gözün kabuk rengi kahve rengine dönüşmüş, anaçta gelişme devam ediyor, yani kabuk odundan kolaylıkla ayrılabiliyorsa aşı tekrarlanır.
    2. Kalem Aşısı : Anaç üzerine, üzerinde 3-4 göz bulunan 1 veya 2 yaşlı dal parçası takılarak yapılan aşılama işlemine kalem aşısı denir. Başarılı bir kalem aşısı yapabilmek için dikkat edilecek hususlar :
      1. Anaç ve kalem birbiri ile uyumlu olmalıdır.
      2. Kalemin kambiyumu, anacın kambiyumu ile birbirine değecek şekilde yerleştirilmelidir.
      3. Aşı işlemi, yılın uygun zamanında yapılmalı ve gözler aşının yapıldığı anda uyur durumda olmalıdır.
      4. Aşılama işlemi bittikten hemen sonra yara yüzeylerinin bütünü aşı macunu ile kapatılmalı veya her hangi bir yöntemle aşının kuruması önlenmelidir.
      5. Aşılamadan sonra belirli bir süre aşılara özel bir özen gösterilmelidir. Kalem aşıları:
        1. Kakma Aşı
        2. Kabuk Aşı
        3. Yan Aşı
        4. İngiliz Aşısı gibi şekillerde yapılır. Süs bitkilerinde en çok kullanılan kalem aşısı yöntemleri; kabuk aşı, yan aşı ve İngiliz aşısıdır. (Morus → Morus. pendula, Betula → Betula albo pendula, Fagus → Fagus silvatica pendula. gibi bazı bitkiler birbiri ile aşılanabilirler.)
    3. Kabuk Aşı : Bu aşının yapımı oldukça kolaydır ve hızlı bir şekilde yapılır. Bu aşıda kullanılan anaç ile kalemin kalınlıkları bir birinden farklıdır. İlk bahar gelişme döneminin başlaması ile yaz gelişme döneminin sonuna kadar yapılabilir. Aşının yapılışı:
      1. Anaç bitkinin üzeri testere ile kesilir.
      2. Anaç bitkinin kalınlığı kalemden fazla olmalıdır.
      3. 3-4 göz içeren bir kalem hazırlanır.
      4. Kabuk kaldırılır.
      5. Anaç bitkide bir yarık açılır.
      6. Kalem sivriltilerek açılan yaraya yerleştirilir ve bağlanır.
      7. 1,5 cm çapında yerleştirilir.
      8. Macunla yaralı bölge kapatılır.
    4. Yan Aşı : Rhododentran sp (açelya), Hibiscus (çin gülü), Abies (göknar), Juniperus sp (ardıç), Illex sp, Camelia sp (kamelya), Vibunum sp gibi bitkilerin çoğaltılmasında kullanılır.  Aşının yapılışı :
      1. Anaç bitkinin kök boğazına yakın bir yerde keski ile bir kesik açılır. (kertik açtık)
      2. Kalem sivriltilir. (2,5 cm)
      3. Kalem anaç üzerinde açılan kertiğe yerleştirilir (çakılır) ve bağlanır.
      4. Üzeri macunlanır.
    5. Dilcikli Aşı : Illex sp, Hıbuccus, rosa-sinensis gibi bitkilerin çoğaltılmasında kullanılır. Aşını yapılışı :
      1. Anaç ve kalem kalınlıkları kambiyumların birbirine denk gelmesi için eşit olmalıdır.
      2. Hem anaçta hem de kalemde dilcik açılır.
      3. Kambiyumlar birbirine temas ettirildikten sonra hava almasın diye sarıp (bağlarız) macunlarız. (kalem ve anaçta yara yerleri açılı, anaç ve kalem karşılıklı yerleştirilir ve bağlanır.)
Daldırma İle Üretim

Daldırma, ana bitki ile bağlantısı kesilmeden bir gövde parçası üzerinde köklerin oluşmasıdır. Köklenen gövde sonradan ana bitkiden, kendi kökleri üzerinde büyüyen yeni bitkiler elde etmek için ayrılır. Daldırılan bu gövdeye daldırma materyali adı verilir. Daldırma uygulanış biçimine göre farklı şekillerde yapılır. Bunlar:
  1. Adi Daldırma (basit) : Adi daldırma bir dalın toprağa doğru bükülmesi, toprağa gelen yerinin toprakla veya köklenme materyali ile örtülmesi ve ucunun topraktan dışarı çıkarılması sureti ile yapılır. Adi daldırmanın yapılması için normal zaman ilkbahar başlarıdır ve kullanılan materyal yaşlı dinlenme halindeki dokulardır. Adi daldırma; Camellia Japonica (japon gülü), Rhodentron simsii, Mopnolia sp, Domates, Kızılcık gibi bitkilerde uygulanır.
  2. Bileşik veya Yılankavi Daldırma : Adi daldırmaya benzer. Tek farkı uzun bir dalın bir kısmının gömülmesi, ondan sonraki kısmının toprak yüzeyine çıkarılması sonraki kısmının tekrar gömülmesi ve dalın sonuna kadar bu işleme devam edilmesidir. Toprak üstünde kalan kısımda en az bir göz bulunması gerekir. En uygun zaman haziran ayıdır. Gömülen her kısımda boğumlar olması gerekir. Bu boğumlarda kökler oluşur. Bu yöntem; Philodentron Scandes (Fil kulağı), Visteria sp. (mor salkım), Clematis, Hedara Helix (Kaya Sarmaşığı) gibi bitkilerin çoğaltılmasında kullanılır.
  3. Hava Daldırması : Picus Elastika (Kauçuk) hava daldırması ile çoğaltılır. Bitkinin kabuğunda bilezik veya kabukta bir yara açılır. Yaralanan kısım nemli bir materyal ile (genellikle yosun parçası) sarılır. Nem kaybını aza indirmek için plastik torba geçirilir. (İnce gözenekleri olan plastik torba) Açtığımız yerde kök oluşur ve kök oluşan bitki ana bitkiden ayrılır. Köklenme 2-3 ayda gerçekleşir. Bu yöntem; Syringa (Leylak), Azellea (Açelya), Magnolia (Manolya), Kardeş Kanı, Difem Bahya gibi bitkilerde uygulanır.
  4. Tepe Daldırması : Tepe daldırması frenk üzümünde, elma anaçları ve ayvada uygulanır. Bitkiler dinlenme döneminde iken tepeleri 2-3 cm'den, budanır. Boğaz kısmındaki sürgünler 8-12 cm' ye gelince her sürgün toprakla kapatılır. Kapatılan sürgünler köklenince ana bitkiden ayrılır.
  5. Hendek Daldırması : Monstera Deliciosa da görülen üretim şeklidir. En uygun daldırma zamanı ocak ayıdır. Sıcaklık ise 20-25 derecedir. Bitkinin yakınında bir çukur açılarak bitki bu çukura yatırılır. Üzeri kapatılır. Gözün altında kökün üzerinde ise sürgün meydana gelir. Her gözde kök ve sürgün olur. Burada köklenir daha sonra ana bitkiden ayrılır. Kardeş Kanı, Ejder Kanı, Deve Tabanı, Fil Kulağında uygulanır.

Doğal Daldırmaya Elverişli Biktik Kısımları ile Üretim
  1. Kollar ile Üretim : Bazı bitkilerde yaprak koltuklarından çıkan sürgünler toprak yüzeyinde yatay olarak gelişirler. Sürgünlerin üzerinde bulunan boğumların ayrılması ile yeni bitkiler üretilmektedir. Ajuga, Saxiifraga, Stolanifera ve Chlorophytum (kurdele) bu yolla üretilen bitkilerdir. Kollar ile üretim yapmak için iyi köklenmiş olan yavru bitkiler sökülür ve istenilen yere dikilir.
  2. Stolonlarla Üretim : Stolon toprak ile temasa geçince köklenen bir hava sürgünü olarak tanımlanır. Örneğin Cornus stolonifera veya cynodol dactiyon (Bermuda çimi) gibi bazı çimlerde stolon boğazından yatay olarak büyümüş toprak yüzüne yatık bir gövde de olabilir. Bu şekilde köklenen bir sürgün için yapılacak işlem, bunun ana bitkiden kesilip ayrılarak istenilen yere dikilmesidir.
  3. Yavrular ile Üretim : Ana bitkinin yanından çıkan yada yan sürgün diplerinden olan parçalarıyla yapılan üretim şeklidir. Bir çok rozetli ve soğanlı süs bitkileri dip kısımlarından çıkan küçük yavrularla üretilir. Örnek; Phoenix, ananas ve orchidlerin yaygın üretimi yavrular ile yapılır. Yavrular keskin bir bıçak ile ana gövdeye olabildiğince yakın bir yerden ayrılır. İyi köklenen yavrular köklenmiş olan her hangi bir çelikte olduğu gibi saksılanabilir.
  4. Boğaz, Ocak ve Pençeler ile Üretim : Boğaz gövdenin toprak yüzeyi ile hemen toprak altında bulunan ve yeni sürgünlerin çıktığı kısmı ifade eder. Tek gövdeli ağaç ve çalılarda boğaz, esas olarak gövde ile kökün birleştiği toprak yüzeyine yakın bir geçit bölgesidir. Çok yıllık otsu bitkilerde boğaz yeni sürgünlerin her yıl çıktığı kısımdır. Saintpaulia ionantha (Afrika Menekşesi) gibi bazı bitkilerde gövde kısa ve kalın bir yapıda olur. Yapraklar bu gövdede rozete benzer bir düzenle çıkarlar. Bitkinin bütün kısmına çoğu zaman bir boğaz veya pençe gözü ile bakılmaktadır. Yan sürgünler veya yavru bitkiler boğaz veya pençenin dibinden çıkar. Çok dallı odunsu çalılar büyük ocaklar meydana getirirler. Bir ocak veya pençe grubundaki bir çok bitkinin birbirinden ayrılarak yeni bitkiler halinde yetiştirilmesi çok yıllık otsu bitkiler veya odunsu çalılar için basit ve güvenilir olduğundan önemli  bir çoğaltma yöntemidir. Çok yıllık otsu bitkilerde ocak veya pençe grubunun parçalanması veya bölünmesi için en uygun zaman büyümenin başladığı ilkbahar veya büyüme mevsiminin sonu olan yaz sonları veya sonbahardır. Genel olarak ilkbahar ve yaz aylarında çiçeklendikten sonra sürgün veren bitkiler sonbaharda bölünmelidir.
Süs Bitkilerinde Üretim Yöntemleri
  1. Soğanlı, Yumrulu ve Rizomlu Bitkilerde Üretim :
    1. Soğan : Özelleşmiş bir toprak altı organı olup, kısa, etli, çoğunlukla dikey duran, tepesinde bir büyüme konisi veya çiçek taslağı bulunan ve kalın etli pullarla kaplanmış bir gövde eksesinden ibarettir. Yaprak, sap, çiçek periant, erkek organ, dişi organ gibi toprak üstü tüm organları içerir.
    2. Yumru : Yedek besin maddelerinin depolanması ile irileşmiş olan toprak altı gövdesinin uç kısmıdır. Kesitlerinde halka halinde tabakalar görünmez. Koruma derisi bütündür ve genellikle her yönden kök sürme yeteneğindedir.
    3. Rizom : Toprak altında veya toprak yüzeyinde büyüyen yatay bir gövdedir. Bitkinin ana ekseni olup alt yüzeyden kök verir ve toprağın üstüne doğru yaprak ve çiçek sürgünleri oluşur. Rizom uzun veya silindir formunda etli bir yapı gösterir ve üzerinde boğum ve boğum araları bulunur.
    4. Corm (Soğanımsı Gövde) : Gövde ekseninin kuru pul benzeri yapraklar ile kaplanmış dış kısmıdır. Boğumlar ve boğum araları iyice belirgin bütün bir gövde yapısındadır. Soğanlarda olduğu gibi pul pul değildir. Soğanımsı gövdenin tepesinde sonradan yaprakları ve çiçek sürgününü oluşturacak yetenekte tepe sürgünü tomurcuğu yer alır. Olgunlaşmış bir soğanımsı gövdeyi kabuk gibi sararlar. Soğanlı yumrulu ve rizomlu bitkilerde vejetatif üretim tercih edilmektedir. Vejetatif üretim:
      1. Yavru, Soğan ve Yumrular ile Üretim : Bu yöntemle lale, nergis, soğanlı süsen, üzüm, sümbül, soğanların ticari üretiminde yaygın olarak kullanılır. İç mekan süs bitkilerinden ise Cilivia Minata ve Hippe Astrum Vittatum yavru soğanların ayrılması ile üretilir. Yavru oluşturan soğan ve yumrular, yavruların oluştuğu yerde içe doğru basılırlar. Yavrular ana soğandan özenle bir kısım kök çevresi içerecek şekilde ayrılır ve esas yerlerine dikilirler. Geride kalan ana soğan ve yumru verim yönünden yeterli olmadığı gibi şekil bozukluğu nedeni ile pazar değerini de kaybeder.
      2. Soğan, Yumru, Rizom ve Soğanımsı Yavruların Bölünmesi ile Üretim : Bölünme sırasında yumru ve rizomlardan alınan her bir parça sürgün gözü, soğan ve soğanımsı yumrulardan alınan her bir parçada kök tabanı içermelidir. İleride ortaya çıkabilecek olası çürümeleri önlemek için parçaların kesim yerlerine kömür tozu sürülerek kurumaları sağlanır. Dikim nemli torf içerisine yapılır. Uygun koşullarda kısa sürede sürgün ve kök meydana getirirler. Yapılışı :
        1. Bitki topraktan çıkarılır.
        2. Bir iki yapraklı genç rizom kesilir.
        3. Solgun yapraklar uzaklaştırılır.
        4. İyi yapraklar kısaltılır.
        5. Alınan parça yerine dikilir.
      3. Kralenler ile Üretim : Kralenlerin üzeri sert bir kabukla kaplı oldukları için çimlenmeleri zordur. Ancak iri olanlar daha kolay çimlenebilir. Kralenle çimlenmeyi kolaylaştırmak için : Kralenler hasat edildikten sonra iyice kurutulurlar ve 20-25°C ' de depolanırlar. Kralenlere dikimden iki ay önce sıcak su uygulaması yapılır. Bu işlemde kralenler 24 saat müddetle 15-20°C'lik su da iki defa tutularak yumuşatılır. Daha sonra 53-55°C'lik suda yarım saat tutulurlar. Bu suyun 57°C'nin üzerine çıkmamasına dikkat edilir. Daha sonra kralenler havadar ve gölge bir yerde kurutulurlar ve ekim zamanına kadar 2-10°C'de muhafaza edilirler.
      4. Soğan Pulları ile Üretim : Her bir soğan pulu gelişme bölgesine en yakın olan soğan tabanından kök bölgesi içerecek şekilde ayrılır. Hastalıklara karşı ilaçlanır ve yetişme şartlarına konur. Böylece her bir pulun dip tarafında soğancıklar oluşur. Genelde her bir pulda 3-5 soğancık oluşur.
        1. Solgun veya hastalıklı pullar uzaklaştırılır.
        2. Sağlam ve kalın pullar alınır.
        3. Pulların dikimi pulun yarısı derinlikte yapılır.
        4. 6 Hafta sonra pulların soğan oluşturma durumu kontrol edilir.
        5. Sürgün içeriyorlarsa tek tek 6-8 cm büyüklükteki saksılara dikilir.
        6. Saksı kum içine yerleştirilir, 2-3 cm üretim ortamı kapatılır.  Bu yöntem yeni bir çeşidin kısa bir zamanda çoğaltılmasında veya hastalıklardan ani anaç soğanları elde edilmesinde yararlıdır. Pullama genellikle çiçeklenmeden sonra yaz ortasında yapılır. Bununla birlikte sonbahar sonrasında veya kış ortasında da yapılabilir.
      5. Koltuk Altı Yavru Soğanlar ile Üretim : Bu tür sürgünleri Libium türlerinde görmek mümkündür. Bu sürgünlerden yaprak koltuklarında oluşanlar tam olgunlaştıklarında, kökte oluşanlar ise sonbaharda özenle toplanır. Çiçeklerin zamanında hasat edilmesi bu tür soğanların oluşumunu kamçılar. Toplanan küçük soğanlar üretim yataklarına 3 cm ara ve soğan büyüklüğünün 2,5 katı derinliğinde dikilirler ve üzerine nemlendirilmiş turba örtülür.
      6. Soğan Tabanının Kesilmesi ile Yapılan Üretim (Bazal Kesim) : Bu üretim için 18-20 cm çevre büyüklüğündeki sağlıklı çok iyi soğan tabanı içeren soğanlar alınır. Tabandaki kökler uzaklaştırılarak soğanlar kurumaya bırakılır. Soğanlar iyice kuruduktan sonra soğan tabanında keskin bir bıçak ile soğan büyüklüğüne göre 3 veya 4 çapraz kesim yapılır. Bu kesimin soğan tabanının ayrılabileceği şekilde olması gerekir. Hazırlanan soğanlar sağlıklı bir ortama taban kısmı yukarıya gelecek şekilde dikilir. Kesim yapılan kısma temiz kum serpilir, bunun üstü de 5 cm kalınlığında kum ile kapatılır. Yaklaşık olarak 1 hafta sonra soğanlar yerinden çıkartılır, kumları silkelenir. Bu yolla soğan tabanının kesim yerleri kurumuş ve ince bir mantar tabakası ile yara örülmüştür. Sağlık kontrolü yapılan soğanlar tekrar tabanları aşağı gelecek şekilde üretim odalarında yerlerine dikilirler. İlk iki hafta sıcaklık 25°C de tutulur ve iyi bir havalandırma yapılır. Daha sonra sıcaklık eylül başına kadar 20°C ye düşürülür. Eylül başında tekrar 25-27°C' ye çıkarır. Tomurcuklar oluştuğu zaman %80-85 oransal nem sağlanır. Dikimden 3 hafta önce sıcaklık 15°C'ye indirilmelidir.
Doku Kültürleri ile Üretim

Doku Kültürü, Mikro Üretim yada Aseptik Kültür :

Bitkinin çeşitli kısımlarından alınan küçük bir parçanın sterilize edildikten sonra çeşitli maddeleri içeren steril gıda ortamında ve uygun çevre koşullarında (ışık ve sıcaklık) kültüre alınması işlemidir.

Doku ve hücre kültürleri yöntemi ile yapılan üretimin bazı avantajları vardır. Bunlar :
  1. Çoğalma oranı oldukça yüksektir.
  2. Bitki ıslahında yeni bitkilerin hızlı çoğaltımında etkili bir yöntemdir.
  3. Dokular röntgen ışınlarından geçilerek mutasyonlar elde edilebilir.
  4. Doku kültürleri yöntemleri erken seçme imkanı sağlar. Hastalık ve soğuğa dayanıklılık gibi özellikler tüp içinde saptanarak zamandan kazanılır.
  5. Virüsten ari materyal üretiminde başarılı sonuçlar elde edilir.
  6. Çoğalması güç ve yavaş olan bitkilerin üretimi bu yolla mümkün olmaktadır.
  7. Bitki genetik ıslahı kaynağı materyali uzun süreli muhafazaya ılınmasında kullanılır.
Kültür Yapma Tekniği
  1. Kültürün gelişmesi için gerekli organik maddeleri içeren steril bir gıda ortamının hazırlanması,
  2. Bakteri, mantar veya her ikisini taşıyan ve kültüre alınacak bitki parçasının orijinini oluşturan ana materyalin dezenfekte edilmesi,
  3. Orjin bitkiden istenen explantın (meristem, anter, embriyo, yaprak ucu vb.) alınarak steril gıda ortamında, steril şartlara konulması ve gelişmesi için uygun çevre şartlarına yerleştirilmesidir.
Labarutuvar Organizasyonu :

 Bir doku kültürü laboratuvarında üç ana bölme olmalıdır.
  1. Ön Hazırlık Odası: Gıda ortamının hazırlandığı, bitkinin temizlenip sterilize edilir duruma getirildiği, kullanılan kap ve malzemelerin yıkanıp temizlendiği bölmedir.
  2. Kültür Hazırlama Odası : Kültürün hazırlandığı yerdir. Bu amaçla ya steril kabinler yada steril odalar kullanılırl.
  3. İnkübasyon (Kültür Geliştirme) Odası : Sıcaklığın ve ışığın kontrol edilebildiği odalardır. Besin ortamı üzerinde tüplere konulmuş örnekler gelişmelerini burada sürdürürler.
Laboratuvarda Bulunması Gereken Alet ve Ekipmanlar : Kültür yapımında geniş ağızlı erlanmayerler, değişik boyutlarda test tüpleri, kapaklı üniversal şişeler en fazla kullanılan cam kaplardır. (Tapa bulunmadığı durumlarda tüplerin ağızları pamuk ve alüminyum folyo ile kapatılır. Bunların dışında çeşitli irilikte bistüriler, çeşitli uzunluk ve ağız yapısında pensler, ince uçlu iğneler, spatüller, farklı büyüklükte enjektörler. tüp taşıyıcıları da laboratuvarda bulunması gereklidir. Meristem kültürü yapıldığında bir bünoküler mikroskoba, diğer mikroskobik çalışmalar için normal bir mikroskoba ihtiyaç vardır.
Otoklav, plt metre, hassas terazi, santrifüj, su banyosu, buz dolabı, bütan gaz ocağı, saf su cihazı, etüv, derin dondurucu gibi malzemelerin bulunması gerekir.

Besin Ortamı

Genel olarak besin ortamı: Su, inorganik bileşikler, organik bileşikler, karbonhidratlar, vitaminler, hormonlar, aminoasit ve diğer azotlu bileşikler, doğal bileşikler ve ağarın değişik oranlarda karışımlarından oluşmaktadır.

Bitkinin Alınması ve Aseptik İşlemler:

Explantın izole edileceği ana bitkinin seçimi oldukça önemlidir. Kültüre alınacak explantın fizyolojik yaşı, alındığı mevsim, büyüklüğü, ana bitkinin kalitesi ve fizyolojik durumu ayrı bir önem taşır. Kültürü yapılacak bitki parçasının sağlıklı ve aktif büyüme başlangıcında olması gerekir. Örneğin dormen veya yarı dorment bitkilerden alınan explantlarda yapılan kültürlerde iyi sonuç alınamaz.

Kültürün Gelişme Koşulları

Doku kültürü için ışık ve sıcaklık en önemli çevre faktörüdür. Kültür kapları içinde genellikle %100'e varabilen yüksek bir nem sağlandığı için çoğunlukla kültürün geliştiği çevrede rutubetin ayarlanmasına  gerek duyulmamaktadır. Bu nedenler kültürlerin gelişmesi için sıcaklık ve ışığı ayarlanabilen inkübasyon odalarına veya inkübatörlere ihtiyaç duyulmaktadır. Genelde kültürler gelişme odalarında 25°C lik sıcaklıkta tutulur. Günlük aydınlanma süresi ise kullanılan bitki türü, ışığın kalitesi ve amaca göre değişebilmektedir.

Bitki Doku Kültürü Yöntemleri

Bitki doku kültürü yöntemleri 5 grupta incelenir.
  1. Embriyo Kültürü : Embriyonun yumurtalık içindeki gelişmesinin belirli bir devresinde izole edilerek, özel besin ortamında çimlendirilip geliştirilmesine embriyo kültürü denir.
  2. Anter Kültürü : Haploid bitki elde etmek amacıyla kullanılan ve özellikle bitki ıslahı yönünden önem taşıyan Anter Kültürü bir bitkiden izole edilen Anterlerin uygun bir besin ortamına yerleştirilerek olgun olmayan polen tanelerinden bitkilerin geliştirilmesi tekniğidir.
  3. Kallus ve Hücre Kültürü : Kallus kültürü yine bitkiden alınacak bir parçadan uygun bir gıda ortamında kallus dokusunun oluşturulmasıdır. Bir başka deyişle izole edilmiş hücre yığınlarının steril kültürüdür.
  4. Protoplast Kültürü : Kültürün esasını hücre zarının yırtılarak protoplastın izole edilmesi ve steril besin ortamında geliştirilmesi oluşturur.
  5. Meristem Kültürü : Meristemin bir kaç yaprak taslağı ile birlikte binoküler mikroskop altında izole edilerek ve uygun besin ortamına yerleştirilerek geliştirmesidir.
Devamını oku »

Meteoroloji Ders Notları

Meteoroloji

Meteoroloji atmosfer tabakası içerisinde meydana gelen tüm hava olayları ve değişimlerini inceleyen ve hangi koşullar altında meydana geldiklerini inceleyen bilim dalıdır.
Radyo, teleteyp gibi daha hızlı iletişim sağlayan araçların hizmete girmesi ile gözlem sonuçlarının toplanması daha da kolaylaşmıştır. Meteoroloji aynı zamanda yer bilimi kümesine girmektedir. Çünkü atmosfer yer küresini tamamen çevrelemekte ve aşağıdan yer ve su yüzeyi sınırlanmakta ve bunlar tarafından etkilenmektedir.
Meteoroloji fizik, kimya ve matematikle ilgilidir.
Yer yüzünün güneş tarafından ısınması ve ısının tekrar atmosfere giderek atmosferi ısıtması, bu etkilemeye bir örnek oluşturulabilir. Meteoroloji kendi içinde üçe ayırılır.
  1. Genel Meteoroloji : Genel olarak hava olaylarını inceler. (Normal seyreden sıcaklık)
  2. Deneysel Meteoroloji : Sebep-sonuç ilişkisi içinde ortaya çıkar.
    1. Ölçüm Yöntemi : Bu yöntem geleneksel gözlem ve ölçümler olan sıcaklık, nem, rüzgar ve hava basıncı gibi gözlemlerin dışında uydu ve radarla yapılan ölçümlerde dahil olmaktadır.
    2. Model Araştırmaları : Burada dönen atmosferik akım sistemi laboratuvarda yaratılarak araştırma deneyleri yapılmaktadır.
  3. Kuramsal Meteoroloji : Hava tahminlerinde ve hava basınç akım alanlarını bilgisayarlarla önceden hesaplayan daldır.
Klimatoloji

Klimatoloji iklim olaylarının genel nitelik ve coğrafya açısından dağılışlarını inceleyen ve açıklayan meteorolojinin bir alt bilim dalıdır.

Tarımsal Klimatoloji klimatolojinin tarımsal faaliyetlerle olan ilgisini inceleyen bir bilim dalıdır. (iklim olaylarının tarımsal faaliyetle ilgili olan kısmıdır)

Meteorolojinin hizmet sunduğu sektörler, sunulan hizmetler genel olarak şöyle sıralanabilir;
  1. Milli Savunmaya Verilen Hizmetler : Hava, kara ve deniz kuvvetlerine sağlanan meteorolojik bilgiler ve sunulan tahminlerle silahlı kuvvetlerin çalışmaları yönlendirilebilir.
  2. Mühendislik Alanında Verilen Hizmetler : Bu alandaki hizmetler uzun yılların gözlem sonuçlarına göre veya erken uyarı sistemi ile bazı felaketlerin önlenmesi biçiminde verilmektedir.
  3. Ormancılık Alanında Verilen Hizmetler : Orman alanlarındaki iklim durumları konusunda bilgi verme biçimindedir. Orman yangınları, zararlı ve hastalıklarla uygun zamanda mücadele de ormanı korumaya büyük oranda destek olur.
  4. Ulaştırma Alanında Verilen Hizmetler : Bu alandaki hizmetler, hava, kara ve deniz ulaşımında önlem almada etkili olur.
  5. Turizm Sektörüne Verilen Hizmetler : Yerleşim ve sanayi alanları belirlenirken sağlığa uygun olması istenir. Hava, çevre görüntü kirliliği gibi olayları önlememize yardımcı olur.
  6. Sağlık Alanına Verilen Hizmetler : Yerleşim ve sanayi alanları belirlenirken sağlığa uygun olması istenir. Hava, çevre ve gürültü kirliliği gibi olayları önlememize yardımcı olur.
  7. Adliye Alanında Verilen Hizmetler : Bazı adli olayların çözümlenmesinde yardımcı olur. Örneğin İstanbul boğazından geçen iki geminin çarpışması olayında, olay günündeki hava durumunu bilmek olayın çözülmesini büyük oranda kolaylaştırabilir.
  8. Tarım Alanında Verilen Hizmetler : Tarımsal üretim faaliyetlerinin tümü hava ve iklim koşullarının etkisi altındadır. O bölgede ne yetiştirileceğini belirleyen faktör iklimdir. Tarımsal meteoroloji uygulamalı bir meteorolojidir. Canlıların fiziksel çevreye karşı gösterdikleri tepkileri araştırmaktadır. Sıcaklık, çiğ, nem, yağış, güneşlenme, radyasyon, rüzgar, bulut, kar, yağmur, dolu, bunların hepsi tarımsal meteorolojiyi etkiler. Bunlar; bitkilerin gelişmeleri ve hayvanların yaşam fonksiyonlarını incelemek için gereklidir.
Tarımsal Meteorolojinin Tarıma Olan Amacı Nedir?
  1. Tarım arazisinden en yüksek verim elde edilmesi için (birim alandan) en uygun tarım çeşidinin saptanmasına yardımcı olur.
  2. Meteoroloji bilimini tüm farklı birim ve incelikleriyle tarımın hizmetine sunmak,
  3. Fiziksel çevrenin iyi bir biçimde kontrol edilmesi ve güvenli tahminler yapılmasını sağlar,
  4. Tarımsal üretimin gelişmesine yardımcı olma,
  5. Ekim zamanını belirlemek,
  6. Hasat tarihini belirlemek,
  7. Avantaj sağlamak.
Hava Durumuyla İlgili Tarımsal Çalışmalarda Yapılan Öneri ve Uyarıların Yararları Nelerdir?
  1. Don olaylarının etkisini azaltmak için yılın kritik mevsimlerinde ve özellikle dona karşı hassas türlerin yetiştirildiği bölgelerde özel don tahminlerinin yapılması gerekir. Önlemlerin alınmasını sağlar. Örneğin ekim-dikim yapmayarak yada ürünün üstünü örterek önlemimizi alırız.
  2. Çeşitli bitki ve hayvan hastalık ve zararlılarının belirli iklim faktörleri altında ortaya çıktığı ve yayıldığı bulundurularak o zamanlarda çeşitli önlemlerin alınması sağlanır. Örneğin Mildiyö hastalığı.
  3. Sulama yapmadan önce mevcut nem durumu buharlaşma ve yağış tahminlerinin göz önünde tutulması sağlanarak kaynak israfı önlenmek suretiyle mücadele yapılabilir.
  4. Bitki zararlıları ve hastalıklarına karşı mücadele zamanı, verilme biçimi konusunda bilgi verilerek mücadele etkinliği arttırılır.
  5. Hasat süresince ve hasat sonrasında ürünlerin taşınması, depolanması ve üreticilere ulaştırılması zamanlarında hava durumlarının bilinmesi, ürünlerde zarar görme olasılığını azaltacaktır.
  6. Tütün, üzüm ve mısır gibi kurutulması gereken ürünlerin sıcakta kuruması ve zarar görmeden kaldırılmasını sağlayarak tehlike anında önlemlerin alınmasını sağlayacaktır.
  7. Meteorolojik değerler hayvanları dolaylı ve dolaysız olarak sağlık, beslenme, gelişme ve çoğalma konularında etkiler. Hayvan hastalık ve parazitlerinin gelişme ve yayılmalarında da meteorolojik değerler önem taşır.
Güneş

Dünyanın etrafında döndüğü, bizim için bir enerji kaynağı olan parlak ve sıcak gazlardan oluşan gök cismine güneş denir.
Güneşin dünyamıza olan uzaklığı 150 milyon km'dir.
Güneş kendi etrafında 7 derece 11 dakikalık eğik bir eksen ile yaklaşık 25 günde döner.
Saatte 70000 km' ye yakın bir hızla hareket eder ve bütün güneş sistemini kendisi ile birlikte hareket ettirir.
Güneşin Yapısı ve Özellikleri :
  • Yarı Çapı : 695.000 km. (Dünyanın ekvator yarıçapının 109 katı)
  • Hacmi      : 1.408 x 1015 km3 (Dünyanın hacminin 1.300.000 katı)
  • Kütlesi     : 1.9889 x 103 gr. (Dünyanın kütlesinin 333.4 katı)
  • Ortalama Yoğunluğu  : 1.41 gr/cm3
  • Yüzey sıcaklığı           : 6000°K merkezine doğru artarak 8-40 milyon dereceyi bulmaktadır.
Güneşte oluşan enerjinin ancak 22 milyonda birinin dünyamıza isabet ettiği hesaplanmıştır.

Güneşin Tabakaları :
  1. Işık Küre (Fotosfer) : Güneşten gelen ışınların kaynağı olan ve en içte bulunan parlak küreye denir. Parlaklığı 2000-3000 km. arasında değişir. Yapısı saydam olup yüksek sıcaklıkta akkor halde bulunan metalik gazlardan oluşur.
  2. Renk Küre (Kromosfer) : Işık kürenin üstünde başlıca hidrojen ve kalsiyumdan oluşan parlak kırmızı renkli ve kalınlığı 10.000 km. civarında olan küreye denir.
  3. Taç Küre (Krona) : Renk küreden sonra gelen tabakadır. Çok yüksek sıcaklıklara sahip olup seyrek gazlardan oluşur. Boyutları milyonlarca km'ye ulaşır.
Dünya

Güneşe uzaklık bakımından üçüncü (3), büyüklük bakımından ise altıncı (6) gezegendir.

Dünyanın Yapısı : Dünya, Atmosfer (hava küre), Hidrosfer (su küre) ve Litosfer (taş küre) olmak üzere üç bölümden meydana gelmiştir. Litosfer yer yüzünün merkezine kadar çeşitli tabakalara ayrılır.

Dünyanın Bölümleri:
  1. Nife (Çekirdek) : Nikel ve demirden oluşmuştur. Çapı 6000 km'den fazladır. (Barisfer ve ağır küre de denir)
  2. Nifsima : Nikel, demir, silisyum ve magnezyum içerir. 1700 km kalınlığındadır.
  3. Sima  : Pirosfer, magma, ateş küre'de denir. Silisyum ve magnezyumdan oluşur. 1200 km kalınlığındadır.
  4. Sial : Kabuk tabaka da denmektedir. 60 km. kalınlığındadır. Yeryüzünden derinlere doğru inildikçe her 33 km de sıcaklık 1 derece artmaktadır. 60 km derinlikte sıcaklık 2000 dereceyi bulur.
Dünyanın Hareketleri
  1. Dünyanın Ekseni Etrafında Dönüşü :
    1. 24 saatte döner ve 1 günü oluşturur. Dünyanın dönüş hızı ekvatorda 27 km/dk, Türkiye'nin üzerinde bulunduğu enlemde 20 km/dakika kutuplarda ise 10 km/dakikadır.
    2. 21 Mart - 23 Eylülde güneş ışığı ekvatora dik olarak geldiğinden gece ve gündüz 12 saat olarak eşit olmaktadır.
    3. 21 Haziranda kuzey yarım kürede, 21 Aralıkta ise güney yarım kürede en uzun gündüz yaşanır. Sıcaklığın yer yüzünün her yerinde eşit olmamasının nedenleri ise;
      1. Dünyanın eğimli ekseni etrafında batıdan doğuya doğru dönmesi,
      2. Yer yapısının çeşitli maddelerden oluşması,
      3. Atmosfer şartlarının her yerde aynı olmaması,
      4. Güneşe doğru olan uzaklığın değişmesidir.
  2. Dünyanın Güneş Etrafında Dönüşü :
    1. Dünyamız yıl adını verdiğimiz güneş etrafındaki bir (1) tam devrini elips şeklindeki bir yörünge de 365 gün, 5 saat,48 dakika, 24 saniyede tamamlar (365 gün, 6 saat) Bu 6 saat dört yılda bir 28 gün çeken Şubat ayına eklenir.
    2. Dünya güneş etrafında çizdiği yörünge bir elips olup, güneş bu yörüngenin tam ortasında bulunmaktadır.
    3. Dünya takriben 1 Ocakta güneşe en yakın durumdadır. Bu noktaya Perihelion noktası denir.
    4. Dünya 1 Temmuzda güneşe en uzak durumdadır. Bu noktaya ise Apelion noktası denir.
    5. Perihelion noktasında dünya güneş mesafesi 149 milyon km, Apelion noktasında ise dünya güneş mesafesi 152 milyon km'dir.
    6. Dünya güneşe yakın olduğu zaman güneşten aldığı enerji, uzak olduğu zamana göre %6 daha fazladır.
    7. Dünyanın yörünge üzerinde 21 Mart-23 Eylül arasında geçen zaman, 23 Eylül -21 Mart arasında geçen zamandan daha fazladır. Bu yüzden ilkbahar ve yaz mevsimlerinin süresi, sonbahar ve kış mevsimleri süresinden daha fazladır.
    8. Dünyanın güneş etrafında bu dönüşü ekseninin 23°27' eğik olması dolayısıyla güneş ışınlarını değişik açılar altında alarak farklı ısınması nedeni ile mevsimler oluşmaktadır. Bu dolanma olmasa idi, dünyanın bir bölümü sürekli yaz, diğer bölümü sürekli kış olacaktı.
    9. Güneş ışınları yılda iki defa ekvatora, birer defada dönencelere dik olarak gelir.
    10. Işınların ekvatora dik gelmesine Ekinoks, ışınların dönencelere dik gelmesine Solstis denir.
    11. Ekinoks → 21 Mart-23 Eylül
    12. Kuzey yarım kürede ekvatordan 23°27' uzakta bulunan paralel dairesine yengeç dönencesi denir.
    13. 21 Haziran da yaz solstis' idir.
    14. Güney yarım kürede ekvatordan 23°27' uzakta bulunan paralel dairesine oğlak dönencesi denir.
    15. 21 Aralık Kış Solstisidir.
    16. Atmosferdeki sıcaklık yalnız güneşlenmeye bağlı olarak değişse idi yılın en sıcak günü 21 Haziran, en soğuk günü ise 21 Aralık olurdu. (Karaların hemen soğuyup ısınması örneğin öğle)
  3. Dünyanın Koniksel Hareketi : Dünya ekseni etrafında koniksel bir hareket de yapmaktadır. Bu hareketin bir devri 26.000 yıldır. Dünya, 13.000 yıl ekseninin bir tarafında, 13.000 yılda ekseninin diğer tarafına yatmış durumda koniksel hareket yapmaktadır. Bu hareketin nedeni yer çekimi kuvvetinin kutuplarda diğer yerlerden fazla olmasıdır. Bu olayın meteorolojik yönden fazla bir önemi yoktur.
  4. Dünyanın İçerisinde Bulunduğu Güneş Sisteminin Hareketi : İçerisinde bulunduğumuz güneş sisteminin de bir hareketi vardır. Bu hareket saniyede 19,65 km'lik bir hızla yine içerisinde bulunduğumuz saman yolundaki vega yıldızına doğrudur.
  5. Dünyanın İçerisinde Bulunduğu Saman Yolu İle Birlikteki Hareketi : Dünyamız içerisinde bulunduğu saman yolu ile birlikte başka galakside yıldızlara doğru saniyede 280 km gibi büyük bir hızla ilerlemektedir.
Atmosfer

Yer yüzünün etrafını çevreleyen ve farklı gazların karışımından oluşan tabakaya atmosfer denir.

Atmosferin Yararları :
  1. Güneşten gelen zararlı ışınları emip, bunların yer yüzene ulaşmasını engelleyerek dünyaya koruyucu bir siper görevi yapar.
  2. Uzaydan gelen göktaşlarının sürtünme nedeni ile parçalanmasını sağlar.
  3. Ses iletimini ve yanma olayının gerçekleşmesini sağlar.
  4. Güneşten dünyaya gelen ve yansıyan ışınların tekrar uzaya dönmesini önler.
  5. Işınları yansıtıp dağıtarak gölge yerlerin güneş alan yerlere göre daha karanlık ve daha soğuk olmasını önler.
  6. Atmosfer hareketleri yer yüzündeki gece gündüz sıcaklık farkını oldukça azaltır.

 1- Atmosfer Bileşimi 

 Atmosfer gaz biçimindeki çeşitli elemanların mekanik bir karışımıdır ve içinde az miktarda olsa sıvı ve katı maddeler bulunur. Karışım özellikle troposfer tabakasında çok yoğun ve belirgindir. Troposferi oluşturan gazlar genel olarak 4 gruba ayrılır.
  1. Atmosferde Sürekli Bulunan Oranları Değişmeyen Gazlar : Azot, oksijen, hidrojen, argon, kripton ve ksenon gazlarıdır.
  2. Atmosferde Sürekli Bulunan Fakat Oranları Değişen Gazlar : CO2 (karbondioksit), su buharı, ozondur.Y
  3. Atmosferde Sürekli Bulunmayan Gazlar : NH3, H2S, SO2'dir.
  4. Atmosferde Bulunan Tozlar : İyot, amonyak, kükürt dioksit, toz, kirleticilerdir.
Azot : Azot tek başına canlıların yaşamasına olanak vermez. Hava içerisinde iki önemli rolü vardır.
  1. Oksijenle birleşerek onun yakma özelliğini hafifletir.
  2. Nitrit ve nitratı oluşturur.
Serbest halde bulunduğu gibi karışım halde de bulunur. Kokusuz, renksiz ve tatsızdır.

Oksijen : Oksijen bütün canlıların yaşaması için önemli olan bir gazdır ve atmosferde belirli oranda ve sürekli bulunur. Canlıların solunumu ve yanma olayı bakımından önemi vardır.

Karbondioksit : Atmosfer içinde değişik oranlarda bulunur. Bitkilerin fotosentezinde önem taşır. Güneşten gelen ve toprakta geri dönen ısı ve ışık dalgalarını tutar. Gündüzleri atmosferin ısınmasına geceleri ise soğumanın gecikmesine neden olur.
CO2'nin başlıca kaynakları: Solunum, yanma olayları, volkanlar, maden ocakları, maden suları ve bakteri atıklarıdır.

Su Buharı : Atmosferde sürekli ve değişik oranlarda bulunur. Güneşten ve topraktan gelen enerjinin tutulmasında böylece gündüzleri ısınma geceleri ise soğumanın yavaşlamasına etkilidir. Atmosferde su buharının kaynağı; denizler, göller, akarsular ve nemli yüzeylerdir.
Su Buharının Faydaları :
  1. Yağışların oluşmasını sağlar,
  2. Atmosferde koruyucu bir örtü vazifesi görerek dünyanın çabuk soğumasını önler.
  3. Havayı yumuşatır, nefes almamızı sağlar,
  4. Cildin çatlamasını önler,
  5. Hava içerisindeki bakterilerin yaşamasını sağlar.

Atmosferdeki Su Buharı Miktarı Aşağıdaki Özelliklere Göre Değişim Göstermektedir.
  1. Enlem Derecesine Göre : Ekvatorda %2, 3 iken, kutuplarda %0,2'ye düşer
  2. Mevsimlere Göre : Sıcak mevsimlerde soğuk mevsimlere göre daha fazladır.
  3. Gece ve Gündüze Göre : Gündüzleri daha sıcak olduğundan daha fazladır.
  4. Yüksekliğe Göre : Atmosferin yer yüzüne yakın kısmında fazladır.
  5. Coğrafi Bölgelere Göre : Deniz, göl ve akarsuların bulunduğu yerlerde daha fazladır.
Ozon : Ozon tabakası olmasaydı yer yüzüne yakın ultra viyole ışınları 80 kat daha fazla olacaktı. Genellikle hava içerisindeki molekül halindeki oksijenin ultra viyole ışınlarının etkisiyle O3 haline çevrilmesidir.

Atmosferde Bulunan Tozlar : Yapıları itibari ile organik, mineral olabilen tozlar atmosferde sürekli mevcuttur. Mineral biçimindeki tozlar yer yüzünden havalanabileceği gibi yanar dağlardan çıkan küller aracılığı ile de atmosfere karışabilir.

Organik Tozlar ise ormanları ve ağaçların ürettikleri erkek çiçek tozları olabilir. Tozların en büyük görevi havanın ısınması ile toprağın radyasyonla ısı kaybetmesini önlemesidir.

2- Atmosferin Katları
  1. Nitrojenfer : Kalınlığı yerden itibaren 80 km kadardır. Azot gazı yalnızca bu tabakada bulunur. Üç kısımdan oluşur. 1- Tropasfer, 2- Straposfer, 3- Mezosfer tabakasıdır.
  2. İyonsfer : Atmosferde 80 km'nin üzerinde bulunan gazlar genellikle iyonlarına ayrılmışlardır. Bu katman 80-600 km arasındaki tabakadan oluşmaktadır. Gazların iyon biçiminde olmalarından dolayı bu tabakaya iyonsfer adı verilir. Kendi içinde ikiye ayrılır.
    1. Hidrojensfer : 80 km'den 200 km' ye kadar olan katmanı içerir. Burada nitrojensfer tabakasındaki azotun yerini hidrojen almıştır. Yerden 100 km yükseklikteki havanın gaz içeriği %95 hidrojen, %4 helyum, %1 azottur.
    2. Geokoronyumsfer : 200 km'den sonra başlar. Güneşin taç kısmını oluşturan kronyum'a benzer bir gazdan oluşmuştur ve 600 km'ye kadar devam eder.
3- Işık

Güneş ışınları yer yüzünün ısı dengesini düzenleyen ve hava olayları için gerekli enerjiyi sağlayan iklim elemanıdır.
  • Güneş dakikada 5x1027kcal'lık enerji vermektedir.
  • Güneşin yüzey sıcaklığı 5000-6000°C dolayındadır.
  • Atmosferin boş sınırında 1 cm² lik yüzeye dakikada 1,94 cal'lık enerji gelmektedir.
Yer yüzü aydınlanma süresine göre üç iklim bölgesi meydana gelmiştir.
  1. Tropikal Bölge : Güneş ışınları bir yılda bir kez 6. ayın 21'inde öğlenler i olmak üzere 23,5° kuzey enleminde, bir kez de 12. ayın 21'inde olmak üzere 23,5° güney enlemine dik gelmektedir. Bu 23,5° kuzey ve güney enlemlerine dönem noktaları veya dönem enlemleri denir. Bunlar arasında kalan bölge tropik bölgeyi oluşturur. En uzun gün :13,5 saat, En kısa gün 10,5 saattir. 
  2. Ilıman Bölge :Dönem noktaları ile kutup çemberi arasında kalan bölgeler ılıman bölge olarak adlandırılır. Bu bölgelerde en uzun güneşlenme 23,5 enlemde 13,5 ile 66,5° derece enlemde 24 saat arasında değişmektedir.
  3. Kutup Bölgeleri : Kutup çemberi yani 66,5° enlem ile kutup noktası yani 90° enlem arasında kalan bölge kutup bölgesidir. Bu bölgelerde güneşlenme, günün zamanına bağlı olmayıp mevsimlere göre değişmektedir. Gün uzunluğu kutup çemberinden başlayarak kutup noktasına doğru artmaktadır. Böylece kuzey kutbunda güneşlenme uzunluğu 186 güne erişmekte, gece ise 179 gün sürmektedir. Yer yüzüne ulaşan ışınlar çeşitli dalga boylarına sahiptir. Işınların dalga boyları kısaldıkça içerdikleri enerji miktarı artar. Işık boyları bitki gelişmesine farklı şekilde etki yapmaktadır. Ultra viyole ışınları genellikle zararlı etki yaparken, viole ve mavi ışınlar bitki hareketleri veya büyümelerinde olumlu etki yapar. Mavi ve kırmızı ışınlar fotosentez olayında ana materyaldir. İnfrarot ışınları ısıtmada rol oynak. Işınlar yer yüzüne inildikçe büyük ölçüde tutulurlar, yükseklere çıkıldıkça kısa dalga boylu ışınlar artar.
Güneş ışığı atmosfer içerisinde yoluna devam ederken bir takım değişikliklere uğrar. Bunlar :
  1. Dağılma : Dalga boyunu değiştirmeksizin veya başka bir enerji şekline dönüştürmeksizin yolunu değiştirmesidir. Mavi renkli ışınlar uzun dalga boylu ışınlara göre daha fazla dağılırlar. Bu nedenle gök yüzü mavi renkli görünür.
  2. Emilme (Absorbsiyon) : Işık enerjisi sıcaklık ve iyinizasyon gibi diğer enerji şekillerine dönüşmektedir. En çok emilen ışınlar ultraviyole ışınlarla uzun dalga boylu ışınlardır. Atmosferin ısınması yalnızca güneşten doğrudan doğruya gelen ışınlarla olmamaktadır. Havanın alt tabakasının ısınması daha çok yerden yansıma ile olur. Şöyle ki yer yüzüne gelen kısa dalgalı ışınlar absorbe edilir. Uzun dalga boylarına sahip ışınlar ısı dalgalarına çevrilir ve tekrar atmosfere iletilirler. Atmosfer ikincil uzun dalga boyu ışınları tekrar absorbe eder ve dolayısıyla sıcaklık artar.
  3. Işığın yansıması : Güneşten gelen ışığın dağılımı, güneşten yere kadar gelen ışınların %50'si suyun buhar biçimine dönüşmesinde, %19'u ısı olarak, %29'u geriye yansımakta ve %1,2 si bitkiler tarafından fotosentez yolu ile kimyasal enerjiye çevrilmektedir.
  4. Sıcaklık : Isı cisimlerdeki mevcut potansiyel güç, sıcaklık ve gücün kinetik olarak etkisidir. Yapılan hesaplara göre güneş dünyaya 90°lik bir açıyla ışın gönderdiğinde atmosferin en üst tabakasına 1 cm² ye, 1,94 kalori verir. Buna güneş sabitesi denir. Sıcaklık termometre ile ölçülür, derece olarak tanımlanır. Isı, sıcaklık yardımı ile ölçülür, kalori ile tanımlanır. Kalori, 1gr. suyun sıcaklığının 142 dereceden 15°C'ye yükselten enerji miktarıdır. Sıcaklık insan, bitki ve hayvan hayatının devamı için gerekli ve en önemli iklim elemanıdır.
  5. Kondiksiyon : Bir biri ile temas eden iki cisim arasındaki sıcaklık farkı kalmayıncaya kadar sıcak cisimden soğuk cisme doğru ısı akışı meydana gelir.
  6. Radyasyon : Güneşten gelen ısı enerjisinin dalgalar halinde ve aracı bir madde olmaksızın yayılmasıdır. Bu olay atmosferin yer yüzüne kıyasla soğuk olduğu anlarda topraktan havaya doğru meydana gelir. Radyasyon genellikle güneş battıktan sonra kuvvetli bir biçimde ortaya çıkar. Kış aylarında gece soğuklarının meydana gelmesine neden olur. Sonbahar aylarında donların meydana gelmesinde rol oynar. Bulutlu havalarda geceleri hemen hemen ısının hiç düşmemesinin açık havalarda ise don tehlikesi yaratacak kadar düşmesinin nedeni radyasyondur.
  7. Konveksiyon : Değişik sıcaklıktaki kütlelerin hareket etmesi ile meydana gelen bir ısı akışı söz konusudur. Eğer kütle değişimi rüzgarsız bir ortamda ve yalnızca sıcaklık farkı nedeniyle meydana gelmişse termik konveksiyon, rüzgar yardımı ile meydana gelmişse dinamik konveksiyon olarak adlandırılır.
Sıcaklığın Yatay Olarak Dağılımı

Belirli zamanlarda aynı sıcaklık değerlerinin birleştirilmesi sonucu oluşturulan eğriler yardımı ile olmaktadır. Bunlara isoterm denir.
  1. Gerçek İsoterm : Burada ölçüm yapılan istasyonların gerçek sıcaklık değerleri verilmektedir ve yükseklik durumları nedeni ile her hangi bir değişiklik yapılmamaktadır.
  2. Ayarlanmış İsoterm : Her türlü değerler deniz seviyesine ayarlanmakta haritalarda yükseltilere yer verilmemektedir.
Düşey Sıcaklık Değişmeleri
  1. Gradiyant Sıcaklık Değişimi : Atmosfer içerisinde yukarıya doğru bulundukça sıcaklık düşmeleri olmaktadır. Bu olaya gradiyant  sıcaklık azalması denir.
  2. Adiyabatik Sıcaklık Değişimi : Yükselen hava kütlelerinde oluşan hacim genişlemesi sonucu, soğuma alçalan hava kütlelerinde ise sıkışma meydana gelir. Diğer bir anlatımla hacim azalması sonucu bir ısınma oluşur. Bu olaya adiyabatik sıcaklık değişimi denir. Kuru hava koşullarında meydana geliyorsa kuru, nemli ortamda meydana geliyorsa nemli adiyabatik sıcaklık değişimi denir.
Atmosferin Isınması ve Atmosferin Isınmasını Etkileyen Etmenler

Atmosferin ısınmasını etkileyen etmenler;
  1. Yer küresinin özelliklerinden doğan etkenler: Güneşten gelen ışınlar yer yüzüne inerken, atmosfer içinde çeşitli şekilde değişikliğe uğramaktadır. Atmosferin bir an için yok olduğu kabul edersek yer küresinin atmosferin ısınmasındaki rolü şöyle ortaya çıkar.
    1. Güneş ışınlarının yere geliş açısı: Enerji şiddeti gelen radyasyonun yer yüzü ile yaptığı açıya bağlıdır. Açının 90° ye yakın olması oranında ısı ve enerji artar. Açı küçükse ısıda o derece azdır. Çünkü dike yakın gelen bir ışık o oranda az bir alanı aydınlatır. Eğik gelen ışınlar ise daha geniş bir yüzeyi aydınlatır, daha fazla bir yansımaya uğrar.
    2. Işınların aydınlatma süreleri : Işınların aydınlatma süresinin uzunluğu ile ısınma doğru orantılıdır. Bu süre her şeyden önce mevsimlere bağlıdır. Örneğim kuzey yarım küresinde ısınma yaz aylarında daha fazla, kış aylarında ise daha azdır.
  2. Atmosferden doğan etkenler : Güneşten gelen ısınların bir kısmı atmosfer bünyesinde alıkonulur. Böylece atmosfer azda olsa ısınır. Atmosfere gelen enerji 100 olarak kabul edilirse, dağılım yaklaşık şöyledir;
    1.  %25 Bulutlar ve atmosfer etkisiyle uzaya geçer,
    2. %25 Dağılma (Diffizyon)  ya uğrar,
    3. %15 Atmosfer tarafından emilir,
    4. %8 Yere çarpınca geri yansır,
    5. %27 Yeri ısıtır.
  3. Yer yüzü özelliklerinden doğan etkenler : Yer yüzünün özelliklerinden doğan etkenlerin en önemlisi ışığın yer yüzeyi ile yaptığı açıdır. Diğeri ise katı ve sıvı cisimlerin emme özellikleri ile bunların dağılımıdır. Yer yüzüne ulaşan ışınların çarpma açıları ise yamaç eğimlerine bağlıdır. Güneşe eğimi ise gelişi 90° yek yaklaşırken kuzeye eğimli olduğu durumlarda açı oldukça küçülür.
Hava Sıcaklığının Ölçülmesi
  1. Celcius Iskalası : Suyun donma noktası (0)°C kaynama noktası (100)°C olarak alınmıştır. 100 eşit parçaya bölünerek oluşturulmuş ıskaladır. (0-100=100)
  2. Fahrenhayt Iskalası : Buzun eridiği nokta (32) suyun kaynadığı nokta (212) sayısı yazılıp (32-212=180) eşit parçaya bölünür.
  3. Reomür Iskalası : Buzun eridiği nokta (0) suyun kaynadığı nokta (80) olarak belirlenmiştir ve (80) eşit parçaya bölünür. (0-80=80)
  4. Mutlak Iskalası : Santigrat derece (°C) sıcaklığına mutlak sıfır noktasının ilavesi ile bulunan ıskaladır. (A/273)
Toprağın Isınması ve Isı İletimi

Güneşten yer yüzüne inen ışınlarla öncelikle toprağın üst yüzeyi ısınır. Bu nedenle toprağın üst yüzeyi ile toprağın derinlikleri arasında sıcaklık farklılığı oluşur. Yüzeyden derinliklere olan ısı akımı, sıcaklık farkının büyüklüğüne ve toprağın ısı iletkenliğine bağlıdır.

Sıcaklığın Günlük Değişimi

Sıcaklık Yönünden Belirli Günler :
  • Eğer gün 25°C ve bunun üzerinde ise yaz günü, 30°C ve üzerinde ise tropik gün, -0,1°C ve daha düşük ise kış günü,
  • Günün en düşük sıcaklığı 24 saat içinde her hangi bir anda  0°C ve daha altına düştüğü günler donlu gün,
  • Günlük en düşük sıcaklık -10°C veya daha altına düştüğünde şiddetli donlu gün,
  • Sonbahar veya kışın ilk don tarihlerine ilk don,
  • İlkbahar ve son don tarihlerine ise son don denir.
Günlük Sıcaklık Değişimini Etkileyen Faktörler
  1. Atmosferde Günlük Sıcaklık Değişimi :
    1. Bulutluluk : Çok bulutlu bölgelerde bir taraftan günlük maksimum sıcaklığın değeri düşerken, diğer taraftan günlük minimum sıcaklığın değeri yükselmektedir. Çünkü bulut yeryüzüne gelen ışınlara bir engel oluşturduğu gibi, yer yüzünün geri yansıtılan uzun dalgalı ışınlarda atmosferin çok yukarı katlarına veya atmosfer dışına çıkmasını da azaltır. Kısaca bulutlu günlerde, maksimum sıcaklıkla, minimum sıcaklık değerleri birbirine yaklaşır. Maximum = Öğleden sonra, Minimum = Gün doğduktan sonraki an.
    2. Yağışlar : Yağışlar sıcaklığın günlük dalgalanmasını değiştirerek, örneğin ekvator bölgelerinde öğlenleri yağan serinletici konveksiyon yağışları bu bölgelerde en yüksek sıcaklığın öğleden önceleri meydana çıkmasına neden olur.
    3. Rüzgar : Deniz rüzgarlarının etkisinde kalan yerlerde, sıcaklık maksimum ve minimum sınırları birbirine yaklaşmış durumdadır.
    4. Enlem Derecesi: Kutup bölgelerinde sıcaklıktaki günlük farklılığı söz konusu olmasına karşın küçük enlem derecelerine günlük sıcaklık farklılıkları belirgin derecede ortaya çıkar. Bu bölgelerin ekvator dolayları olması gerekmekte ise de durum böyle olmayıp ekvator bölgesinde görülen sık bulutluluk buna engel olur. Günlük sıcaklık farklılığının en büyük olduğu yerler subtropik ve özellikle subtropik kurak bölgelerdir.
    5. Kara ve Deniz Dağılımı : Karalarda günlük maksimumla, minimum arasındaki fark denizlerdekine göre daha büyüktür. Çünkü, su karalara göre daha yavaş ısınır ve sahip olduğu ısı enerjisini daha yavaş kaybeder. (Karalar erken ısınır, erken soğur-Denizler geç ısınır-Geç soğur)
    6. Arazinin Tapografik Yapısı : Vadilerde soğuk hava birikimi oluştuğundan minimum sıcaklık derecesi daha düşüktür. Bunun sonucunda günlük sıcaklık farklılıkları daha fazla olur. Tepeli yerlerde ise gündüz ve geceleri ekstrem değerler elde edilmediğinden günlük sıcaklık farklılıkları daha azdır. Eğimin güney yamaca olduğu arazilerde gündüzleri ısınma fazla olduğundan günlük sıcaklık farkı kuzey yamaca göre daha fazladır.
  2. Toprakta Günlük Sıcaklık Değişimi : Günlük sıcaklık farklılıkları, toprak içerisinde atmosferden farklıdır. Aydınlanma durumu en fazla toprak üstü yüzeyinde etkilidir. Günlük sıcaklık değişimi en fazla toprak üst yüzeyinde meydana gelir. Ayrıca sıcaklık maksimum olduğu zamanla, ışık şiddetinin en fazla olduğu zaman (öğle saatleri) hemen hemen aynıdır. Toprak yüzeyinin minimum değeri ise güneş doğmadan kısa bir süre önce olur. Günlük sıcaklık değişimi aşağı toprak katmanlarına inildikçe azalmaktadır. Isının toprak alt katmanlarına iletimi kondiksiyon yoluyla olmaktadır. İlerleme hızı düşüktür, buna karşın havadaki ısı iletimi hızlıdır.
  3. Su Kütlesinde Günlük Sıcaklık Değişimi : Su yüzeyinde, toprak yüzeyi gibi fazla ısınma ve büyük bir günlük ısı değişmesi olmamaktadır. Suyun özgül ısısının yüksek olması nedeni ile suyun ısınması ve soğuması yavaş yavaş olmaktadır. Ekvator bölgesindeki suyun yüzeyindeki günlük ısı değişimi 0,3°C, 50 N enlem dairesinde ise 0,15°C'dir. Çok az farklılık gösteren su yüzeyi hava sıcaklığının değişiminde de oldukça etkilidir.
Sıcaklığın Yıllık Değişimi

Sıcaklığın yıllık değişim eğrisi, aylık ortalama sıcaklıklar yardımı ile çizilir. Bir yöreyi temsil edecek uygun yıllık sıcaklık eğrisinin çizilebilmesi için uzun yıllara dayanan gözlem sonuçlarının olması gereklidir. Bu eğriler o yörenin sıcaklık durumu hakkında kabaca fikir verir. Yalnız eğrinin yükselme ve alçalmasının güneşlenme şiddeti ile değiştiği açıkça görülmektedir.
Günlük sıcaklık değişimine etki eden bütün faktörler yıllık sıcaklık değişimine de etki eder. Yıllık sıcaklık farklılıkları ;
  • Güneş durumuna,
  • Enlem derecesine,
  • Deniz ve kara dağılımına göre farklılık gösterir.
Yıllık sıcaklık farklılıkları genel olarak, enlem derecelerine paralel olarak artmaktadır. Ancak en yüksek sıcaklık farkı kutuplarda oluşmayıp, yukarı enlem derecelerinin karasal bölgelerinde ve yüksek kısımlarda görülmektedir.
Tropik bölgelerde yıllık sıcaklık farkı güneş yüksekliğinin fazla değişmemesi nedeni ile azdır. Örneğin; 38° N enleminde ve karasal yörede sıcaklık farkları, 20°C iken, bu fark ekvator bölgesinin karasal yöresinde 7°C, kuzey kutbu yakınlarında, Sibirya'nın kuzeyinde en yüksek sıcaklık 70°C'ye kadar yükselir. (Max=+15 - Min = -51)
Su içerisinde, günlük sıcaklık değişiminde olduğu gibi yıllık ekstrem sıcaklık farkları karaya kıyasla daha azdır ve yıllık sıcaklık eğrisinin seyri daha yatıktır.
Su içerisinde ekstrem değerler Ağustos ve Şubat aylarında ölçülmektedir.
Ekvatorda yıllık sıcaklık farkı 2°C'dir. 20°N enleminden başlayarak bu fark artar ve 45°N enleminde 7° ye ulaşır. Buna karşın 45°N enleminde karasal yöredeki sıcaklık farkı 32°C'dir.
Toprak içinde yıllık sıcaklık değişimleri oldukça farklıdır. Günlük sıcaklık değişiminde sıcaklık farkının toprak derinliğine inildikçe azaldığı ve ekstrem değerlerin iletimin yavaşlaması nedeni ile büyük ölçüde geciktiğini görürüz. Ayrı değişimi yıllık değişimlerde de görürüz.

Yıllık Sıcaklık Farklarına göre Farklı Yıllık Sıcaklık Değişim Tipleri :
  1. Ekvatoral Tip (İç Tropikal Tip) : İç tropikal tipte yıllık sıcaklık dereceleri arasındaki fark çok küçüktür. Sıcaklıkların aylık ortalamaları 25-29°C'dir. Yıl içinde sıcaklık iki kez (Nisan-Ekim) en üst düzeye çıkar.
  2. Dış Tropikal Tip : Dış tropikal tip iki ayrı tipe ayrılır. Bunlar Hindistan tipi ve Sudan tipidir. Hindistan tipinin karakteri "Monzum Yağışları" tarafından belirlenir. En yüksek sıcaklık yağış periyodundan önce meydana gelir. Yağış periyodundan sonra daha zayıf ikinci bir sıcaklık maksimumu meydana gelir. Sudan tipinde  yaz yağışları nedeni ile sıcaklık düşmekte ve bu nedenle bu tipte de sıcaklık iki maksimum değere ulaşmış olmaktadır.
  3. Subtropik Tip : Bu tipte yazı maksimuma doğru düzenli bir çıkış ve yaz maksimumundan sonra da düzenli bir sıcaklık inişi görülür. Okyanus maksimumundan sonra da düzenli bir sıcaklık inişi görülür. Okyanus etkisi olan yerlerde maksimum sıcaklık sonbahar aylarına doğru kayar.
  4. Ilıman Bölge Tipi : Bu tipte yıllık sıcaklık farklılıkları daha belirgindir. Özellikle karasal bölgelerde bu belirginlik iyice artar. Okyanus etkisinde bulunan yerlerde ise sıcaklık maksimum değerine daha geç erişir.
  5. Subpolar Tip : Yaz mevsiminin kısa olması nedeni ile sıcaklık yükselmesi geç başlar. Fakat yaz aylarında günün uzun olması sonucu sıcaklık yükselmesi birden bire artmaktadır. Yaz periyodunun sona ermesi ile geceleri çok uzamakta ve sıcaklık düşüşü de aynen yükselmede olduğu gibi ani olmaktadır. Okyanus etkisi olan yerlerde sıcaklık dalgalanması karasal alanlara göre daha küçüktür.
  6. Polar (Kutup) Tipi : Bu bölgelerde sıcaklık dalgalanmaları beklenen kadar büyük değildir. Yaz aylarında güneş ışınlarının kesiksiz olarak bu bölgelere gelmesine karşın büyük bir sıcaklık yükselmesi görülmez. Çünkü kışın biriken karların erimesi büyük miktarda ısı tüketir. Karasal lık ve okyanus etkisinde bulunma arasında büyük bir fark yoktur.
Sıcaklık ve Bitki

Günlük sıcaklık değişimlerine termoperyot denir.
Hava sıcaklığı genelde gün içerisinde öğleye kadar artar ve bu sırada nispi nem düşer. Öğleden sonra bunun tam aksi olur ve sıcaklık düşer, nispi nem artar. Bu sıcaklık değişimlerinde bitkiler gelişmelerini tamamlayabilmek için gündüzleri yüksek, geceleri ise düşük sıcaklık ister. Mesela domates bitkisinin en yüksek ürün verdiği gündüz sıcaklığı 26,5 °C ve gece sıcaklığı 17-19°C olarak belirlenmiştir.
Bitkilerin bu şekilde gece ve gündüz sıcaklıklarında değişiklik istemeleri olayına veya bu sıcaklık değişimlerine gösterdikleri tepkiye termoperiyodizm denir. Bir bitkinin her hangi bir yerde yetişip yetişemeyeceği, yetiştirilebiliyorsa bunun ekonomik olup olmayacağına karar veren iklim elemanlarından en önemlisi "sıcaklık" tır. Sıcaklık ile bitki ilişkisi daha çok meteorolojinin bir alt dalı olan "Tarımsal Meteoroloji" ile ilgilidir.
Bitkilerin büyük kısmı 7 ile 38°C sıcaklıkları arasında optimum gelişmelerini sürdürürler. Bu sıcaklığın üstünde ve altında bitkilerin biyolojik faaliyetleri durur.
Yüksek sıcaklığın zararları; Polenler kurur, büyümede durma ve solgunluk olur.
Düşük sıcaklığın zararı ise donun meydana gelmesidir.
Bitki gelişmesi soğukların sona ermesi ve sıcaklığın artması ile başlar. Bitkilerin familya, cins, tür ve çeşitlerinin sıcaklık istekleri birbirlerinden oldukça büyük farklılıklar göstermektedir.
Bitkilerde gelişmenin en fazla olduğu sıcaklığa "optimum sıcaklık derecesi" denir. Sıcaklık optimum sıcaklıktan fazla ise bitkide gelişme önce durur. Sonra canlılık kaybolur.
Yüksek sıcaklıklar bitkide büyümeyi durdurur ve genellikle aşırı buharlaşma ve evaporasyon nedeniyle solma şeklinde kendini hissettirir. Düşük sıcaklıkların tarımsal açıdan önemi büyüktür. Her bitkinin dayanabileceği farklı düşük sıcaklıklar vardır. Tarım bakımından önemli olan düşük sıcaklıklar sıfır derecenin altında olduğu zamanki sıcaklıklardır ve bunlar "don" olarak tanımlanır.
Bitkilerin dona karşı duyarlılıkları fenolojik devreleri ve bitkinin organları ile bağlantılıdır. Örneğin, zeytin ağaçları -10°C' ye kadar dayanabilirken, turunçgiller ancak birkaç saat böyle bir sıcaklığa dayanabilirler.
Aynı şekilde meyve ağaçlarının gövdesi -15°C' ye kadar dayanmasına rağmen, örneğin şeftali ağacının çiçekleri -2 - 2°C'ye, kayısı -3 - 3°C'ye ve kiraz da -2 - 2°C'ye kadar dayanabilir.

Su Buharı

Atmosferde su baharı çok az olmasına nazaran çok önemli bir elemandır. Çünkü meteorolojik olayların oluşmasında etkilidir. Atmosferdeki su buharının kaynağını toprak ve su yüzeyinden buharlaşan su oluşturur. Atmosferde su buharı sürekli fakat değişik miktarlarda bulunur. Su buharı atmosferde gözle görülemeyecek düzeyde olup, çiğ, kırağı, sis ve bulut biçimine dönüşerek görülebilir hale gelmektedir. Atmosferdeki su buharı atmosferin her yerinde eşit olarak dağılım göstermez. Özellikle tropik bölgelerde daha fazla bulunur.
Su yüzeyinden, nemli topraktan ve bitkilerden buharlaşarak atmosfere karışan su, üç biçimde bulunur. Bunlar; gaz, sıvı ve buz kristalidir. Bir durumdan diğerine olan geçişler sıcaklığa yani ısı alışverişine bağlıdır. Bir durumdan diğerini geçiş aşağıdaki şekilde olur.

Buz -----------Su----------------Su Buharı
       Erime           Buharlaşma             

veya
                                                                   
Su Buharı -----------------Su ------------- Buz
                  Yoğunlaşma          Donma

Su buharı gr/m3 şeklinde ölçülür.

Havanın su buharı miktarı atmosferde zaman ve yer olarak çok fazla değişmektedir. Atmosfer bileşiminde su buharı miktarı:
  • Deniz yüzeyinde ortalama %1,3
  • Çok kurak bölgelerde %0
  • Çok nemli bölgelerde ise %4'e kadar çıkmaktadır.
Hava Neminin Tanımlanması :

Atmosfer içindeki belirli bir hacimdeki hava belirli sıcaklıkta ancak belirli miktarlarda su buharı taşıyabilmektedir. Havanın en yüksek su buharı ile yüklenmesi "havanın doymuş durumu" olarak tanımlanır. Doymuş olan hava fazla su buharı alamaz. Havanın sıcaklığa bağlı olarak taşıyabileceği su buharı miktarı gr/m3 şeklinde ölçülür.
Havadaki nem miktarının verilen değerleri aşması durumunda yoğunlaşma meydana gelmektedir.
Atmosferdeki hava nemi mutlak nem, bağıl (oransal) nem, spesifik (özgül) nem ve buhar basıncı olarak tanımlanır.
  1. Mutlak Nem : Mevcut belirli bir havanın 1m3 'deki nemin gr. olarak miktarıdır. Mutlak nem miktarı, sıcak bölgelerden soğuk bölgelere gidildikçe azalır. Aynı şekilde mutlak nem yaz aylarında kış aylarından, gündüzleri gecelerden daha yüksektir.
  2. Bağıl (Oransal) Nem : Belirli bir sıcaklıta 1 m3 havanın içerdiği nemin (mutlak nem) o sıcaklıkta taşıyabileceği en yüksek nem miktarına oranıdır ve (%) olarak tanımlanır. Atmosfer içinde yükselme sonucu hava soğuduğunda veya havaya soğuk bir hava kütlesi karıştığında bağıl nem miktarı artar. Bağıl nem değerinin % 100' e eriştiği sıcaklığa çiğleme noktası adı verilir.
  3. Spesifik (özgül) Nem : Spesifik nem 1 kg. havanın taşıdığı nemin miktarıdır ve (gr) olarak belirtilir.
  4. Buhar Basıncı : Havadaki su buharı miktarı buhar basıncı olarak da anlatılır. Buhar basıncı; havanın toplam basıncı içerisinde su buharının altındaki yüzeye yaptığı basınçtır. Birimi mm.Hg yüksekliği olarak verilir. Maksimum buhar basıncı havanın sıcaklık derecesine göre değişir. Bazı sıcaklık derecelerindeki maksimum buhar basıncı şöyledir.
                -35°C  --------- 0,24 mm.Hg.
                  0°C   --------- 4,58 mm.Hg
                20°C   --------- 17,4 mm.Hg

Hava Niminin Değişimi :

Karalarda sabahları sıcaklığın minimum olduğu zaman olan gün doğuşu sarısında bağıl nem maksimum,
Sıcaklığın maksimum olduğu zaman olan öğleden sonraları ise minimum değere erişir.
Aynı şekilde, kış aylarında bağıl nemde bir maksimum, yaz aylarında ise bir minimum elde edilir.
Okyanusta günlük yada yıl içinde bağıl nem değerinde büyük değişiklik görülmez.
Bağıl nem oranları nemli karasal bölgelerde ve kutuplarda yüksek iken, subtropik bölgelerde düşüktür. Karasal bölgelerde hava sıcaklığının yüksek olması nedeni ile mutlak ve bağıl nem birlikte fazladır. Kutuplarda ise sıcaklığın az olmasına karşın bağıl nem değeri yüksektir. Subtropik bölgelerde mutlak nemin kutuplara oranla daha yüksek olmasına karşı atmosfer sıcaklığının fazlalığından dolayı bağıl nem değeri daha azdır.
Su buharı basıncı bağıl nemin aksine havanın soğuk olduğu zamanlarda daha düşüktür. Havanın sıcak olduğu zamanlarda daha yüksektir.
Bizim bulunduğumuz coğrafik bölgede ilkbahar ve yaz aylarında sabahın erken saatlerinde su buhar basıncı düşüktür. öğleye doğru havanın ısınması ve buna bağlı olarak artan buharlaşma ile su buharı basıncı yüksek bir düzeye erişir. (yaz = 2 max,  -2 min) (Kış = 1 max  - 1 min)

Hava Neminin Ölçülmesi :
  1. Psikometre İle Nem Ölçülmesi : Havadaki mutlak nem miktarı psikometre ile ölçülür. Psikometre, biri kuru, diğerinin haznesi ıslatılmış iki termometre ve bir vantilatörden oluşur. Termometrelere hazneleri çevresinden vantilatör yardımı ile hava akımı sağlanır. Islak haznede fazla buharlaşma nedeni ile termometrede sıcaklık düşmesi görülür. Çünkü buharlaşma için ısı enerjisi tüketilir. Havanın su buharı açısından doyma açığı ne kadar büyükse buharlaşma ve buna bağlı olarak ta ıslak ve kuru termometreler arasındaki sıcaklık farkı, o oranda büyüktür.
  2. Higrometre ile Nem Ölçülmesi : Yaygın olarak saçlı higrometreler kullanılmaktadır. Yağdan temizlenmiş insan saçı kullanılmaktadır. İnsan saçının nemlendiğinde uzaması esasına dayanır. Yalnız saç zamanla materyal yanılması gösterdiğinden, ara ara psikometre sonuçlarına göre ayarlanması gerekir.
Buharlaşma

Buharlaşma, yer ile güneş arasındaki enerji alışverişi sonucunda su moleküllerini birbirlerine bağlayan kohezyon kuvvetinin azalmasıyla ortaya çıkan bir olaydır.
Buharlaşma anında su molekülleri arasındaki bağlantı çok zayıflamakta ve moleküller bulunduğu yüzeyden ayrılarak atmosfere geçmektedir. Buharlaşma hava sıcaklığının, havanın çiğlenme noktası üzerinde olduğu zamanlar yani hava nem yönünden doyma açığı bulunduğu zaman olabilecektir. Buharlaşma için yer yüzündeki belli başlı kaynaklar :
  1. Okyanuslar,
  2. Denizler,
  3. Göller,
  4. Nehirler,
  5. Islak topraklar,
  6. Bitkilerdir.
Buharlaşmada su sıvı formundan gaz formuna geçerken sürekli çevresinden enerji alır. Bu enerji nedeni ile buharlaşma olan yerde sıcaklık düşüşü görülür.
Ortam sıcaklığına bağlı olarak 1 gr. su buharlaşırken çevreden 539-598 cal. alır. Ortalama 595 cal. kabul edilir. Bularlaşma hızı aşağıdaki faktörlerin etkisi altındadır.
  1. Havanın Nem İçeriği veya Doyma Açığı : Havanın nem içeriği oranında buharlaşma az veya çok olmaktadır. Nemli havalarda doyma açığı az olduğundan buharlaşma düşüktür.
  2. Hava Sıcaklığı : Havanın sıcak oluşu buharlaşmayı iki şekilde etkiler. Birincisi atmosferin sıcaklığı oranında taşıyabileceği nem miktarı da arttığından doyma açığı daha fazla olacaktır. İkincisi ise buharlaşmanın gereksinmesi olan enerjinin karşılanması yönündedir.
  3. Hava Hareketleri : Buharlaşan suyun yüzeyden ayrılmaması durumunda; atmosferin alt tabakası ile toprak veya su yüzeyindeki nem oranları bir birine eşit veya yakın olduğundan buharlaşma azalır veya durur. Buharlaşma olması için konveksiyonla su buharının, buharlaşan yüzeyden uzaklaşması gerekir. Buda hava hareketi ile mümkündür.  Rüzgar hızı arttıkça buharlaşma artar.
  4. Hava Basıncı : Toprak ve su yüzeyinden oluşan buharlaşma bu yüzeylerdeki buhar basıncı ile daha yukarıdaki havanın buhar basıncı arasındaki fark ile orantılı olarak değişir.
  5. Yer veya Su Yüzeyinin Sıcaklığı : Yer veya su yüzeyi sıcaklığı arttıkça su moleküllerinin hızları artar. yüzeysel gerilim azalır. Bunun sonucunda toprak veya su yüzeyindeki havada nem ve buhar basıncı artacağından buharlaşma kolaylaşır.
  6. Su Kaynağının Miktarı ile Yoğunluğu : Buharlaşma meydana gelen yerde suyun az veya çok oluşu buharlaşmada etkilidir. Aynı şekilde suyun yoğunluğunun az olduğu yerlerde buharlaşma tuzlu sulara göre daha fazladır.
  7. Toprak ve Bitki Örtüsü Özellikleri : Toprak özellikleri topraktaki suyun buharlaşmasında önemli rol oynar. Toprak renginin koyu veya açık oluşu, toprak içindeki hava miktarı, toprağın tekstürü (vb) toprak faktörleri buharlaşmayı etkiler. Bitki örtüsünün varlığı ve çeşidi de buharlaşmayı etkiler. Bitki örtüsünün fazla oluşu topraktan kaynaklanan buharlaşmayı azaltır. Ancak toplam buharlaşma kendi bünyesinden oluşan transpirasyon biçimindeki buharlaşma nedeni ile artabilir.
Buharlaşma Şekilleri :
  1. Evaporasyon : Evaporasyon; nemli toprak yüzeyi ile su yüzeyinden oluşan buharlaşma olarak bilinir.
  2. Transpirasyon : Bitkinin topraktan kökleri aracılığı ile aldığı suyun terleme yoluyla kaybolmasına transpirasyon denir.
  3. Evapotranspirasyon : Transpirasyon ve evaporasyonun isinin birlikte olmasına denir ve ikiye ayrılır.
    1. Gerçek Evapotranspirasyon : Mevcuk su miktarına göre meydana gelen toplam buharlaşmadır.
    2. Potansiyel Evapotranspirasyon : Bölgenin mevcut koşullarına göre yer yüzeyinde sürekli ve yeterli su olduğu durumlarda meydana gelecek en yüksek buharlaşma miktarıdır.
Gerçek evapotranspirasyon en fazla su varlığı ve sıcaklığa bağlı olarak 15-20°N enlemiyle, 10-20°C enleminde ve deniz yüzeylerinde olmaktadır. Ekvator bölgesindeki deniz yüzeyinden olan buharlaşma bu bölgelerden daha azdır. Çünkü bir taraftan ekvator bölgesinde havanın doyma açığı küçük, diğer yönden hava hareketi azdır.
Karalar üzerinde en fazla buharlaşma ekvator bölgesinde meydana gelmektedir. Çünkü bu bölgede sıcak ve aynı zamanda yüksek buharlaşma subtropik kurak kuşağa doğru birden bire azalmakta ve orta enlemde ikinci bir maksimum değere ulaşmaktadır. İkinci maksimumların nedeni batı rüzgarlarıdır.
Kutuplara doğru sıcaklık azalmasına paralel olarak buharlaşmanın değeri de küçülmektedir. Karalardaki buharlaşma ile denizlerden olan gerçek buharlaşma karşılaştırıldığı zaman, kutuplarda denizlerden ve karalardan olan buharlaşma bir birine eşit ve ekvator bölgesindeki küçük bir alan dışında, yer yüzünün bütün enlemlerinde denizlerden olan gerçek buharlaşma karalardan daha büyüktür.

Buharlaşmanın Ölçümü ve Hesabı :
  1. Ölçme Yöntemleri :
    1. Buharlaşma Terazileri ile : En uygunu hild-buharlaşma terazisidir. Burada temel ilke buharlaşan suyun tartı ile bulunmasıdır. Su kaptan buharlaştıkça ibre kaç mm. suyun buharlaştığını gösterir. Ölçülen değer potansiyel buharlaşmayı gösterir.
    2. Buharlaşma Kapları : Bunlar su yüzeylerine ve arazi yüzeylerine yerleştirilen kaplardır.
      1. Deniz ve Göllere Yerleştirilen Buharlaşma Kapları : Belirli büyüklükte içi su dolu kaplar su içinde yüzmeye terk edilir. Tarım yönünden fazla önem taşımaz.
      2. Livingstone ve Ramsaver Sistemi (Evaporametre) : Bu yöntem buharlaşma kaplarına oranla doğal koşullara daha uygun düşmektedir. Buharlaşma yüzeyini gözenekli bir kıl küre oluşturur. Küreden buharlaşma oldukça, cam kaptan su ince bir boru yardımı ile kıl küreye doğru emilir. Kaptaki bölmelerden buharlaşan su miktarı, potansiyel buharlaşmayı gösterir.
    3. Lizimetreler : Özellikle tarıma yönelik evaporasyon ve evapotranspirasyon ölçmelerinde lizimetreler geniş ölçüde kullanılırlar. Bunlar değişik yüzey alanlarına sahip içi toprakla doldurulmuş tanklardır. Amaca göre lizimetre içinde bir bitki yetiştirilmektedir. Evapotranspirasyon ölçmelerinde lizimetreye belirli miktarda su verilir. Buharlaşan su yada lizimetre tartılarak yada lizimetreden drene olan su ölçülerek saptanır. Lizimetrelerle elde edilen buharlaşma değerleri uygulamaya daha uygundur.
Buharlaşmanın Hesaplanması : Çeşitli meteorolojik faktörler göz önünde tutularak geliştirilmiş eşitliklerle buharlaşma miktarı hesaplanabilir.
Su Buharının Yoğunlaşması

Belirli sıcaklıktaki hava, ancak belirli miktarda su buharı taşıyabilir. Hava sıcaklığı, çiğlenme noktası sıcaklığının altına düştüğünde (diğer bir anlatımla bağıl nem oranı %100'den fazla olduğu durumlarda) su buharı sıvı duruma geçer. Bu olaya su buharının yoğunlaşması denir.
Toprak yüzeyinde veya yüzeyden fazla yüksek olmayan cisimler üzerinde ortaya çıkan yoğunlaşmaya sis, daha yükseklerdekine ise bulut adı verilir.

Hava Soğuma ve Yoğunlaşma Şekilleri

Atmosferde havanın soğuması, çiğlenme noktasının aşılması dolayısıyla yoğunlaşmanın oluşması çeşitli şekillerde olmaktadır.
  1. Nemli Havanın Soğuk Yüzeylere Çarpması ile : Açık ve berrak gecelerde radyasyonla toprak yüzeyi ısısı aşırı derecede düşmektedir. Bu yüzeylere çarpan nemli havadaki su buharı da soğumakta ve yoğunlaşma olmaktadır. Böylece çiğ meydana gelmektedir. Eğer soğuma çok fazla olursa su buharı toprak yüzeyinde donmaktadır ve kırağı meydana gelmektedir.
  2. Atmosfer Havasının Soğuması : Çeşitli nedenlerle soğuyan yer yüzü üzerindeki atmosfer alt tabakası havasında soğumasına neden olur. Özellikle geceleri sıcaklığın en düşük düzeye eriştiği zamanlarda nem miktarı çiğlenme noktasını aşarsa yoğunlaşma meydana gelmektedir. Bu biçimdeki yoğunlaşmalar sonucunda sis oluşur. Bunlarla birlikte sislerin oluşumu farklı şekillerde olabilir. Bunlar :
    1. Deniz Sisi : Ya sıcak deniz yüzeylerine soğuk havanın gelmesi ile yada soğuk deniz yüzeylerine sıcak havanın yayılması ile oluşur.
    2. Toprak Sisi : Toprağın ve bunu izleyen nemli havanın soğuması ile oluşur. Bunlar sonbahar ve kışın oluşan tipik sislerdir.
    3. Karışım Sisi : Sıcak ve soğuk havanın karışmasıyla oluşurlar. Bu çeşit sisler gündüzleri görülürler.
  3. Çeşitli Sıcaklıktaki Hava Kütlesinin Birbirine karışması : Sıcak hava kütlesinin daha soğuk bir bölgeye karışması, sıcak ve soğuk havanın bulunabileceği deniz kıyısı bölgelerde sık sık rastlanır.
  4. Havanın Yukarıya Doğru Hareketi : Toprak yüzeyindeki hava atmosfer içerisinde yükselirken hacimce genişlediğinden soğumaktadır. Şayet soğuma çiğlenme noktasına kadar inecek olursa yoğunlaşma oluşacaktır. Bu yoğunlaşma ile bulutlar meydana gelmektedir. Havanın yukarıya doğru hareketi buna bağlı olarak ta bulutların oluşumu çeşitli faktörlere bağlıdır.
    1. Termik Konveksiyon : Toprak yüzeyinde ısınmış nemli hava konveksiyonla atmosfer içerisinde yükselmektedir. Şayet atmosfer içerisinde her 100 metre yüksekliğe karşılık, sıcaklık farkı 1°C üzerinde ise aşağıdaki ısınmış hava hızlı bir biçimde yükselir. Bu koşullar düz alanlarda ve kentler üzerinde mevcuttur ve genellikle kümülüs tipi bulutların oluşmasına neden olur.  Bu bulutlar belli yüksekliklerde yatay olarak hareket etmektedir. Eğer bu bulutlar aşağı tabakaları çevreye göre oldukça soğuk bir bölgeye gelirlerse alçalıp düşeceklerinden hava ısınacak ve bulutlar çözülecektir.
    2. Yer Yüzeyinin Engebelik (orografik) Durumu : Nemli hava rüzgarında etkisiyle genellikle yer yüzeyine paralel akar. Havanın hareket yönündeki yükseltiler; gelen bu havanın yükselmesine aksi tarafta ise alçalmasına neden olur. Eğer bazı meteorolojik koşullar mevcutsa dağların nemli havanın geldiği tarafında bulutlar oluşur. Arka tarafta ise oluşan bulutlar çözülür ve kaybolur.
    3. Sıcak Hava Kütlesinin Soğuk Hava Kütlesiyle Karışması : Belirli bir hızla gelen sıcak hava kütlesi, soğuk bir hava kütlesiyle karşılaştığında soğuk hava tabakası üzerinde kayma ile yükselecektir. İlk önce yukarı hava tabakalarındaki yükselme ile "sirus bulutları" oluşmaktadır. Daha sonra alt tabakalarında yükselmesiyle "altosratus bulutları" meydana gelmekte ve bunları yağmur izlemektedir. Yağmurlar genellikle sıcak hava, soğuk hava kütlesine yayılmadan önce görülmektedir. Sıcak hava, soğuk hava yöresinde yayılmasını tamamladığında bu bölge ısınacak ve bulutların çözülmesine neden olacaktır.
    4. Soğuk Hava Kütlesinin Ani Akımı :Soğuk hava kütlesinin ani basıncı ile sıcak havanın hızlı bir şekilde yükselmesi meydana gelebilmektedir. Soğuk hava sıcak hava bölgesine geldiğinde bir dirsek oluşmakta, sıcak havayı alttan yukarıya doğru itmektedir. Böylece sıcak havanın kısa zamanda da belli yüksekliklere erişmesi sağlanmakta ve kümülüs bulutları oluşmaktadır. Burada yağışlar genellikle gök gürültülü olmaktadır. Soğuk havanın sıcak hava bölgesine yayılması ile yağmur yağışı sona ermekte ve bulutlar çözülmektedir. Bu anda aşağı katmanlarda toprak yüzeyi yakınlarında hızlı bir ısınma meydana gelmektedir. Buna bağlı olarak termik konveksiyon ve tekrar kümülüs bulutları meydana getirmektedir ki bu bulutlar yer yer yağış getirir. Bazen sıcak havanın aniden soğuk havayla karışmasıyla dolu da meydana gelebilmektedir.
Devamını oku »

Sera Klima Düzenlemesi

Sera, iklim koşullarının açıkta bitki yetiştirmeye elverişli olmadığı dönemlerde kültür bitkilerinin yetiştirilmesini olanaklı kılan bir yapı olduğu için klima düzenlemesine gereksinim vardır. Zira ısıtma düzeni ile havalandırma düzeni birbirinden ayrı düşünülemez. Sera klima düzenlemesi şu olaylardan oluşur:
  1. Isıtma : Yazlık sebzelerden oluşan sera sebzeleri genellikle sıcağı seven bitkilerdir. Yaz aylarında doğal koşullarda yüksek sıcaklıkla birlikte fazla ışığı da bulan bitkilerdir. Bu nedenle sera üretiminde sıcaklık ve ışığı birlikte düşünmemiz gerekir. Işığın az olduğu günlerde ısıtılan seraları fazla ısıtmak yarar yerine zarar getirebilir. Çünkü  bu durumda ışık yetersizliği nedeni ile düşük düzeylerde seyreden fotosentez olayına karşın solunum oldukça yüksek düzeylerde seyreder ve bitkide besin maddesi oluşumundan çok besin maddesi parçalanması söz konusu olur ve bitki zayıf düşer. Işığın az olduğu günlerde sera sıcağını bitkinin istedi optimal düzeyin alt sınırına düşmesi gerekir. Gece sıcaklıklarının gündüz sıcaklıklarına oranla düşük tutulmasının mantığı fotosentez ve solunum olaylarıdır. Zira bitkilerde fotosentez durmasına karşın solunum devam eder. Fotosentez organik madde yapımı, solunum (respirasyon) ise madde parçalanmasıdır. Fotosentezde bitkide bir ağırlık artışı, solunumda ise ağırlık azalışı söz konusudur. Bilindiği gibi fotosentez karbonhidratların oluşumunda sorumlu bir olay olduğu için domates ve hıyar gibi sebzelerde fotosentez oranı ile meyve oluşumunu içeren gelişme arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu nedenle gece solunum olayının hızını düşürmek için sıcaklık belli bir sınıra kadar düşürülür. Çünkü sıcaklık arttıkça solunum artar ve fotosentez ürünlerini parçalama hızı da artar. Bu da bitkiyi güçten düşürür. Seracılıkta ısıtma harcamalarının normal üretim harcamaları içindeki payı %60'a varabilmektedir. Sera bitkilerinden olan domates ve hıyar +2°C'de üşümeye başlar, -2°C' de donar. Üreticiler ısıtılmayan seralarda hormon uygulamasına ağırlık vererek ve düşük sıcaklıklarda meyve bağlayan F1 hibrit çeşitleri ile çalışmaktadır. Seradaki bitkilerin ısı gereksinimleri doğal yada yapay kaynaklardan karşılanır. Doğal kaynakların başında güneş enerjisi gelir. Ondan sonra jeotermal kaynaklardır. Güneş ışınlarının 280-360 nm dalga boyuna sahip olanları ultraviyole (UV), 360-760 nm dalga boyuna sahip olanları görülebilir ve 760-3000 nm dalga boyuna sahip olanları Near İnfrarot (NİR) yani ısı ışınlarıdır. Bunların hepsine global güneş ışınları denir. Isıtma harcamalarını azalmak için ;
    1. Plastik örtüleri çift kat halinde kullanmak,
    2. Seraların sadece çatılarında, aralarına hava verilmiş çift kat plastik kullanarak ısı kayıplarını azaltmak,
    3. Cam yada plastik seralarda yan yüzeylere özellikle geceleri içten plastik perdeler çekmek,
    4. Sera ister cam ister plastik olsun sera içindeki bitkilerin üzerlerini geceleri sera ısısını izole eden bir örtü ile örtmek %50 ısı kaybı önlenir,
    5. Sera içindeki bitkileri geceleri ve kritik günlerde alçak plastik tüneller altında korumak,
    6. Seranın kuzeyini duvar yapmak, güneye bakan tek çatı kullanmak,
    7. Bitki sıra aralarında su şilteleri kullanmak,
    8. Organik yada inorganik malçlama yapmak,
    9. Tünel, su şiltesi, malç ve içten yada dıştan çekilen örtülerin hepsini veya birkaçını birlikte kullanmak,
    10. Özellikle kapı girişlerine kabinler koymak (soğuğun doğrudan girişini engeller)
    11. Bitki sıralarının 50-60 cm uzağına açılan kanallara taze at gübresi koymak, gübrenin üzerini tekrar toprakla örtmek, böylece kök bölgesindeki toprak sıcaklığı yükseltilir.
    12. Geliştirilmiş çift katlı cam yada plastik örtüler kullanmak.
    13. Bir serada ısı kayıpları şu nedenlerle meydana gelir;
      1. Havalandırma sırasında,
      2. Absorbsiyonla
      3. Yansımadan doğan ısı kaybı,
      4. Cam yüzeylerden ısı kaybı,
      5. Rüzgarın neden olduğu ısı kaybı,
      6. Sera topraklarından dış topraklara ısı kaybı,
      7. Örtü kirlenmesi sonucu ışık geçirgenliğinin azalmasından kaynaklanan ısı kaybı
  2. Soğutma : Üretimin özellikle nisan, mayıs ve haziran aylarına taştığı dönemlerde sera içi sıcaklıklar istenilenin üzerine çıktığı ve havalandırma düzenleri yüksek olan sera içi sıcaklıklarının düşürülmesinde yeterli olmayabilir. Bu gibi durumlarda sıcaklığı düşürmek için gölgeleme, yağmurlama, makinalı soğutma gibi yollara başvurulur.
    1. Gölgeleme : Sonbahar üretiminde üretim başlangıcında ilkbahar üretiminde üretim sonunda gölgeleme süreli veya süresiz olmak üzere yapılır. Süreli gölgelemede çeşitli boyalar, kireç, çamur ve un bulamaçları kullanılabilir. Kireç veya un bulamacı 10 lt. suya 1 kg. kireç yada un karıştırılarak hazırlanabilir. Bu elde edilen bulamaçla 70 m²lik bir cam veya plastik yüzey gölgelenebilir. Akdeniz bölgesi gibi güneşlenmenin fazla olduğu sıcak bölgelerde 1 teneke suya 2 kg. toz kireç 1 kg. kaba üstübeç ve 1 kg. kırmızı toprak karışımından iyi bir sonuç alınmaktadır.
    2. Yağmurlama : Sera içinde çok yükselen sıcaklığın yağmurlama sulama yöntemiyle düşürülebilir. Ancak yüzeysel oransal nemden hoşlanan hıyar gibi sebzelerin yetiştirildiği seralarda uygulanabilir. Bu yolla sera sıcaklıkları 8°C kadar düşürülebilir. Toprağa verilen 1 mm suyun 1m² den 600 kcal/h'lık ısı kaybına neden olabilir. Yağmurlama sistemi seranın dış yüzeylerinde çalıştırılarak sıcaklık 4-5°C kadar düşürülebilir.
    3. Makine ile Soğutma : Genellikle yaz aylarındaki kış sebzelerinin yetiştirildiği seralarda uygulanan bir yöntemdir. Dış sıcaklık 20-30 °C iken iç sıcaklık ise 5°C ye kadar düşürülebilir. Masraflıdır.
  3. Işıklandırma : Işıklandırma konusunda öncelik doğal ışığındır. Doğal ışığın yetersizliğinde yapay ışıktan söz edilir. Ülkemiz seracılığında yapay ışıklandırma söz konusu değildir. Seraya giden ışık miktarını arttırmak için alınabilecek önlemler :
      1. Sera yerinin seçimi sırasında gerekli özeni göstermek (kışın bol ışık alan güney yamaçları seçmek gibi),
      2. Seraları ışığı arttırıcı her türlü önlemi alarak kurmak (iyi bir yönlendirme, iyi örtü seçimi, örtülerin temizliği ve uygun çatı eğim açısı),
      3. Bitki yetiştirme sırasında bitkilerin ışık görme şansını arttırmak (uygun dikim sıklığı, askıya alma ve budama gibi). Bu işlemler üç amaçla yapılır.
        1. Gün uzunluğunu arttırmak,
        2. Işık şiddetini arttırmak,
        3. Her ikisin birden arttırmak. Yapay ışıklandırmada civalı lambalar ile yüksek basınçlı sodyum kullanılır. (Sera yönü doğu-batı yönünde, sıcaklık artarsa ışık artar.)
  4. Havalandırma : Seralardaki bitkilerin sağlıklı bir büyüme ve gelişme gösterebilmeleri için zaman zaman seraların havalandırılmaları şarttır. Bu da havalandırma düzenleri ile sağlanır.
    1. Havalandırma düzenlerinin yararları;
      1. Bitkinin istediği CO2' yi sağlama,
      2. Bitkinin istediği O2' yi sağlama,
      3. Sera içi sıcaklığı düşürmek için (yükseldiği zaman),
      4. Sera içi nemin arttığı zaman,
      5. Seralarda hava hareketini sağlamak için havalandırma yapılır.
    2. Havalandırma düzeninin sahip olması gereken özellikler;
      1. Teknik bir sorun yaratmaması,
      2. Az bir kuvvetle açılıp kapanması,
      3. Pencerelerin rüzgar ve benzeri yükleri taşıyabilmesi,
      4. Rüzgar varlığında bile rahat açılabilmesi,
      5. Açıldıkları zaman büyük bir hava akımına neden olmamalarıdır. Seradaki hava hareketinin 1-4 m/saniye olması istenir.
    3. Basit havalandırma düzenleri  : Seraların yan ve çatılarında bulunan pencereler basit havalandırma düzenlerini oluştururlar. Havalandırma pencereleri elle açılabileceği gibi otomatik yada yan otomatik düzenlerle de açılabilir. Sera bölgelerinde toplam havalandırma alanı genellikle sera taban alanının %1-3' ü kadardır. Oysa çatı havalandırmasına ayrılan payın sera taban alanının %16-20'si, yan havalandırmalara ayrılan payın ise bunun yarısı kadar olması gerekir. İdealde 500 m²lik taban alanlı bir serada 80-100 m²lik çatı havalandırması gerekli iken çift çiftçi tipi olarak bilinen seralarda bu alan sadece 5-6 m²dir. Plastik seralarımız düzensiz şekilde kurulduklarından havalandırma yeterli değildir. Çatı havalandırmanın yapılamadığından 20 m. den geniş ve 1 dekardan büyük plastik sera yapılamaz. Blok sera olarak yapılmasından kaçınılır. Plastik seralar vantilatörlerle havalandırılabilir.
    4. Mekanik Havalandırma Düzenleri : Vantilatör veya aspiratörlerle sera havasının değiştirilmesine mekanik havalandırma düzeni denir. Vantilatörlerin toplam kapasitelerinin sera havasını saatte 40-60 kere değiştirecek güçte olması istenir. Basit havalandırma düzenleri dış koşullara bağlı olarak çalıştırıldığı halde mekanik düzenler dış hava hareketinden bağımsız olarak çalıştırılabilirler ve çok az elektrik kullanırlar. Mekanik havalandırma kullanılan seralarda çeşitli arızalar meydana geleceği dikkate alınarak basit havalandırma yapmakta yarar vardır.
    5. Oransal nemi ayarlama : Oransal nem belirli bir sıcaklıkta havada bulunan mutlak nemin aynı sıcaklıkta olabileceği en yüksek su miktarına oranıdır. Havanın sıcaklığı arttıkça nemlilik oranı düşer. Bitkilerin havayla temasta olan yüzeylerinde buhar halinde su kaybetmesi terlemedir (transpirasyon). Terleme olayı sadece fiziksel değil aynı zamanda fizyolojik bir olaydır. Terleme ile su yitiren hücrelerde yoğunluk artar. Yoğunluğu artan hücrelerin ise emme gücü yüksektir. Emme gücü artan hücreler gövdenin iletim borularından belli bir gerginlik altında bulunan suyu emerler ve topraktan su almaya başlarlar. Bitkilerin topraktan su alma oranlarının köklerin güçlülüğüne, ksilem dokusunun sağlamlığına, bitkinin toprak yaprak alanına ve hava sıcaklığına bağlıdır. Sera oransal nemi doğal olarak topraktan buharlaşan ve bitkilerin terlemeleri sonucu havaya verdikleri sudan oluşur. Stomalar genellikle gündüz az veya çok açık gece ise kapalıdır. Bitkiler su kayıplarını dengelemek için stomalarını açıp kapayarak dengeyi sağlarlar.
      1. Basit düzenler : Isıtıcılar üzerine ağzı açık su kapları koymak, ısıtma borularının üzerine zaman zaman ıslak çuvallar koymak, toprak üzerine yayılan sap, samanı ara ara ve azar azar sulamak, seraların bir köşesine küçük bir buharlaşma havuzu yapmak gibi.
      2. Geliştirilmiş Düzenler : Genelde yağmurlama sistemlerinden oluşur. Termostata bağlı olan bu düzenler oransal nemin düşmesi halinde tekrar otomatik olarak çalışmaya başlar.
    6. Karbondioksit Oranını Arttırma : Karbondioksit oranını arttırma (CO2 gübrelemesi) fotosentez hızını arttırmak için sera atmosferinin CO2'ce zenginleştirilmesidir. Karbondioksit ya doğrudan doğruya hidro karbonların yakılması ile yada sıvı yada katı haldeki saf CO2 gazının kullanılmasıdır. Hidro karbonlar arasında parafin, propan, petrol sayılabilir. Karbondioksit gübrelemesinden en iyi sonuç salata, marul grubundan alınır. CO2 gübrelemesi domateste erken çiçeklenme, kısa vejatasyon, iyi meyve bağlama, renk, şekil ve irilik bakımından daha iyi kaliteli meyve elde edilmiştir. Verimde %71 artış sağlar.
Devamını oku »

Seranın Kuruluşu Sırasında Özen Gösterilmesi Gerekli Noktalar Nelerdir?

Seranın kuruluşu sırasında özen gösterilmesi gereken noktalar; seranın yönü, boyutları, temel duvarları, iskeleti, çatı eğim açısı, çatısı, ve örtüsüdür.
  1. Seranın Yönü : Seranın yönü doğu-batı yönünde olmalıdır. Doğu-batı yönlerinde daha fazla ışık olmaktadır. Daha fazla ışıklanma aynı zamanda daha fazla doğal ısınma demektir. Kuzey 51° derece enleminde yapılan çalışma da, doğu-batı yönlerinin kışın ışıklanmasının kuzey-güney yönlerinden %48 daha fazla olduğu anlaşılmıştır.
  2. Seranın Boyutları : Tek cam seralarda genişliğin genelde 6-12 m. arasında, bölme siz cam blok seralarda ise, çatı sayısı ne olursa olsun 20-25 metreye kadar yapılması önerilir. Genişliği bitki sıra aralarının katları şeklinde ayarlanmasına da büyük özen gösterilir. Sera boyları 50 m. en fazla 100 m. kadar olmalıdır. 100 metreden daha uzun seralarda eğer sera merkezi sistemle ısıtılıyorsa, sıcak suyun dolanımı sırasında giderek sıcaklığını kaybetmesinden dolayı tek düze bir ısıtma gerçekleştirilemez. Sebze seralarında yan yükseklikler sebze türlerine bağlı olarak 1,75-3.00 m. arasında değişir. Genişlik ve uzunlukta plastik seralarda oldukça serbest hareket edildiği gözlenmekte ise de genelde 6-9 m. genişlik, 30-60 m. uzunluklar kullanılır.
  3. Seranın Temel Duvarları : Temel duvarlarının sera içine gölge yapmaması için toprak üzerine taşmayacak şekilde yapılmaları gereklidir. Temel duvar derinlikleri 40-50 cm. civarındadır. Son yıllarda temel duvarları yerine dikmelerin pabuçlara oturtulması daha yaygınlaşmış durumdadır.
  4. Seranın İskeleti : *İskeletli seralarda iskelet ağaç, demir, galvanizli demir, galvanizli sac, alüminyum, beton veya sert plastikten olabileceği gibi bunların bir kaçının bir araya getirilmesinden de oluşturulabilmektedir. *Ağaç iskelet kurma kolaylığı ve ucuzluğu ile plastik örtüye uyumu nedeni ile özellikle plastik sera yapımında yaygın bir şekilde kullanılır. En çok kullanılan ağaçlar; çam, kavak, andız ve köknardır. Gürgen, meşe, karaağaç sert keresteli ağaçlardır. Ağaç iskeletinin tek sakıncası ömrünün kısalığıdır. Bundan dolayı ağaç iskeleti kullanmadan önce ilaçlı sulara veya katrana batırılarak zararlılardan (ağaç) korunmaları ve kurulduktan sonra macunlanıp boyanmaları gerekmektedir. *Demir iskeletin boyansa da pas yaptığından kullanımı güçtür. O nedenle paslanma yapmayan, boya istemeyen galvanizli iskeletler çok kullanışlıdır. *Alüminyum iskelet ise hafifliği ve boya istemediği gibi olumlu özelliklerine karşın fiyatı yüksek olduğundan pek kullanılmaz. *Sert plastik iskelet kullanımı dış ülkelerde son yıllarda başlamıştır. Özellikle ışık geçirgen sert plastiklerle çalışmak iskeletin seraya giren ışığın %15-20'sini absorbe etmesi gibi bir sakıncayı da ortadan kaldırdığı için yararlıdır. *İskeletin bir parçası olan dikmelerin aralıkları örtünün cinsine, kiriş ve çevrelerinin ağırlıklarına ve iklim etmenine göre değişmekle birlikte genelde cam seralarda 3 metrede, plastik seralarda 7 metrede bir konur. Sera iskeleti demir ve ağaçtan olduğunda mutlaka boyanır. Kullanılacak boya açık renkli olmalıdır. Genellikle metal iskelette kırmızı kurşun, ağaç iskelette beyaz kurşun boyalar kullanılır. Genellikle 1 lt. boya ile ilk boyamada 5-7 m², ikinci boyamada 8-10 m² lik bir alan boyanabilir. Boyamanın her 2-3 yılda bir yenilenmesi gerekir.
  5. Sera Çatı Eğim Açısı : Sera ister tek ister iki çatılı bir başka deyişle ister basit ister beşik çatılı olsun sera çatı eğim açısı istenilen değerde değilse güneşten yararlanma da istenilen düzeyde olmayacaktır. Cam ve plastik yüzeyler üzerlerine düşen güneş ışınlarını bir ayna gibi yansıtarak geri göndereceklerdir. O nedenle çatılara eğim ve çatı yüzeylerinin güneşi en az yansıtacağı şekilde verilir. Çatı eğim açısının belirlenmesinde o yerin en düşük güneş eğim açısı göz önüne alınır. Örneğin bir bölgede güneş ışığının yıl içinde yatayla yaptığı en düşük açı 26° 30 ise ideal sera çatı eğim açısının güneş ışınlarının dik bir açıyla çatıya düşerek en az kayıpla seraya girebilmeleri için 63°70 olması gerekir. Ancak böyle bir çatı çok dik bir çatı olacağı için bir çok sorunu da beraberinde getirir. (kuruluş harcamalarının yükselmesi, sera iç hacminin büyümesi gibi)
  6. Sera Çatısı : Genelde güneye bakan basit çatılı seraların daha fazla ışık aldığı bilindiği için güneşe dönük seralarda çatı bu şekilde yapılır. Yay şeklinde çatıya sahip seralarda da ışıklanmanın diğerlerinden daha iyi olduğu bilinir ancak bu tip seralarda domates ve hıyar gibi çok boylanan sebzeler yetiştirilmesi uygun değildir ve çatıya havalandırma düzeni yerleştirilmediği için pek kullanılmaz. Genelde marul ve çilek gibi soğuk sera bitkileri için uygundur.
  7. Sera Örtüsü : Seralarda örtü materyali olarak cam ile yumuşak plastik ve sert plastik örtüler kullanılmaktadır. Bu örtülerin şu özellikleri taşıması gerekir.
    1. Örtüler dalga boyları 280-3000 nm arasında değişen global güneş ışınlarını iyi geçirmelidirler.
    2. Sıcaklık ışınlaması geçirgenlikleri düşük olmalıdır.
    3. Zamana bağlı olarak ışık geçirgenlikleri çabuk bozulmamalıdır.
    4. Rüzgar, dolu ve kara karşı dayanıklı olmalıdır.
    5. Dış koşullardan etkilenerek şekil değiştirmemelidir.
    6. İç yüzeylerinde düşen su damlaları oluşturmamalıdır.
    7. Kolay temizlenebilmelidirler.
    8. Isı iletişim katsayıları düşük olmalıdır.
    9. Fazla ağır olmamalı, pahalı konstrüktif elemanları gerekli kılmamalıdır.
    10. Montajı kolay ve pratik olmalı, kaplandığında konstrüktüf materyalle aralarında boşluk oluşturmamalıdır.
    11. Kolay taşınabilmeli, taşıma sırasında bozulup kırılmaları söz konusu olmamalıdır.
    12. Uzun ömürlü düşük fiyatlı olmalıdırlar.
    13. Üretimi bol gereksinimi karşılayacak boyutlarda olmalıdır. Ayrıca sera örtüsü olarak kullanılan camların seracılık ta kullanılan üç ayrı tipi vardır.
      1. Hortiplus, agriplus gibi ticari isimlerle anılan özel sera camları,
      2. Düz pencere camları,
      3. Mat cam veya emprime camlardır. Sera camlarının kaplanmasında ise iki yol izlenir.
        1. Kiremit vari camlama,
        2. Bitişik camlama dır. Camda güçlükle görülen kirlerin ışığn %10' unu, az görülen kirlerin ışığın %20'sini, rahatlıkla görülen kirlerin ise ışığın %30-40'ının seraya girmesinin engellediği saptanmıştır. Işıkta %1'lik azalma verimde%0,6-1,2 arasında düşmelere neden olabilmektedir. Yumuşak plastik örtülerde m²ye düşen yük camdan azdır. Cam seralarda m²ye düşen yük 6,8-8,5 kg. arasında değişirken yumuşak plastiklerde sadece 1,2 kg. civarındadır.
    14. Yumuşak Plastik Örtülerin Sakıncaları :
      1. Bu örtüler elektrostatik yapıya sahip olduklarından çevredeki kir, toz ve su damlalarını üzerlerine çekerler. Bu nedenle bir süre sonra fungusların hücumuna uğrar ve donuklaşırlar. Işık geçirgenlikleri azalır.
      2. Ömürleri çok kısadır.
      3. PE ve PVC örtüler damlama yaparlar.
      4. İyi birer ısı izolantı değildirler.
      5. UV geçirgenlikleri yüksektir.
    15. Plastik seracılığı yaygınlaştırmak için şu soruların çözülmesi gerekir.
      1. Plastik seralar için hafif, ucuz, korozyona ve rüzgara dayanıklı konsrüktüf elemanlar geliştirilmeli,
      2. Plastik örtüleri örtme işlemi sırasındaki gerekli işçilik geliştirilecek yöntemlerle en aza indirgenmeli yada kolaylaştırılmalı,
      3. Plastik örtünün güneşten ısınan konstrüktif materyale değmesini engelleyen düzenler geliştirilmelidir.
Devamını oku »